Salı sohbetlerinde bu hafta Umran dergisinin Nisan 2026 tarihli 380. sayısı genel olarak incelendi. Derginin yazarlarından Burhanettin Can, Mustafa Aydın, Kürşad Atalar ve Celalettin Vatandaş’ın yazıları, bölgedeki güncel çatışmaları hibrit savaş, medeniyet eleştirisi ve jeopolitik stratejiler ekseninde değerlendirildi.
Hibrit Savaş ve Dijital Dönüşüm: Yazısında 21. yüzyılı “dijital dönüşüm asrı” olarak niteleyen Can, küresel güçlerin (Siyonizm-ABD-İngiltere-İsrail ve Fransa) “büyük sıfırlama” stratejisi doğrultusunda biyolojik, ekolojik ve hibrit savaşları devreye soktuğunu savunmaktadır. Özellikle İran ve Lübnan üzerinden yürütülen mevcut çatışmaları “hibrit merkezli topyekûn bir savaş” olarak tanımlayan yazar, bu sürecin nihai hedefinin 2050’li yıllara doğru ulus devletleri parçalayarak binlerce şehir devlet inşa etmek olduğunu ileri sürmektedir.
Mustafa Aydın’ın yazısında Mevcut çatışmaları bir “Üçüncü Dünya Savaşı”ndan ziyade, İslam ümmetine karşı yürütülen “Çağdaş Haçlı Seferleri” olarak nitelemektedir. ABD ve İsrail’in temel amacının, çökmekte olan tek kutuplu küresel düzeni İran’ı dizayn ederek ve Ortadoğu’ya tamamen egemen olarak yeniden inşa etmek olduğunu belirtmektedir. Yazıda ayrıca, Batı’nın rasyonalitesinin sömürgecilikle nasıl iç içe geçtiği ve Türkiye’nin bu süreçteki ahlaki duruşunun önemi vurgulanmaktadır.
Uluslararası düzenin yerini “orman kanunu”nun aldığını belirten Atalar, Netanyahu ve Trump’ı yıkım için başa geçirilmiş “akıl yoksunları” olarak eleştirmektedir. İran’ın enerji kaynaklarına veya Hürmüz Boğazı’na yönelik olası işgal operasyonları karşısında izleyebileceği yolları tartışan yazar, İran’ın emperyalist güçlere karşı direnebileceğine dair önemli bir örneklik sunduğunu ifade etmektedir. Atalar’a göre İran, bir yandan direnişe devam ederken diğer yandan ülkenin tamamen yıkımını önleyecek temkinli bir süreç yürütmelidir.
Celalettin Vatandaş, ünlü düşünür Habermas’ın Gazze soykırımı sürecindeki tutumunu “konuşmanın teorisi, sessizliğin pratiği” olarak eleştirmektedir. Batı felsefesinin evrenselliğinin “Refah Kapısı’nın eşiğinde sona erdiğini” savunan yazar, Habermas’ın “iletişimsel eylem teorisi”nin Müslüman halkların maruz kaldığı trajedilere kör ve sağır kaldığını belirtmektedir. Vatandaş’a göre, katili kutsayan bu felsefe artık “ölü bir felsefe”dir ve dünya, imparatorluğun küstahlığına karşı koyacak bir “devrimci eylem”e muhtaçtır.
