Toplumsal Barışın Anahtarı: Cabiri’nin Adalet Vizyonu (Adalet Kuşu Sistemi)

23
0

Çağdaş İslam düşüncesinin önde gelen isimlerinden biri olan Faslı müfessir ve felsefeci Muhammed Âbid el-Câbirî’nin adalet anlayışını ele alan “Adalet Teorisinin Temelleri” adlı eser, düzenlenen söyleşi programıyla tanıtıldı. Ersoy Göveç tarafından kaleme alınan eser üzerine gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla takip edildi. Adalet: Toplumsal Sürekliliğin Kurucu İlkesi

Programda, İslam düşüncesinde adaletin yeri çok yönlü biçimde ele alındı. Ersoy Göveç, adaletin yalnızca hukuki bir kavram olmadığını; toplumsal varlığın ve sürekliliğin kurucu ilkesi olduğunu vurguladı. Bu çerçevede adaleti, toplumların bütünlüğünün ve devamlılığının belirleyicisi olan temel unsur olduğunu ifade etti.

Cabiri’nin Adalet teorisinin, insanlar arasındaki ilişkilerin uyumlu ve dengeli olmasının yolunu ölçü kavramında gördüğü; ölçüsüzlük ve keyfiliğin ise toplumsal sorunların başlıca kaynağı olduğu belirtildi. Ayrıca adaletin, asabiyet ile diyalektik bir ilişki içinde toplumların yükseliş ve çöküşünü belirleyen temel dinamiklerden biri olduğu dile getirildi.

“Adalet Kuşu Sistemi”: Çok Katmanlı Bir Model

Söyleşinin dikkat çeken başlıklarından biri, “Adalet Kuşu Sistemi” olarak adlandırılan model oldu. Bu çerçevede toplumsal yapı şu unsurlarla açıklandı:

Üst Katman-Baş (Epistemoloji): Bilgi anlayışı, sistemin yönünü belirleyen en üst çerçeve olarak ele alındı. Câbirî’ye göre kelamın cedelci dili yenilenmeyi zorlaştırırken, felsefe nesnel bir iletişim zemini kurarak sahici çözümlerin önünü açmaktadır. Tasavvuf ise bireysel arınma imkânı sunan bir alan olarak dışlanmamakta; çağdaş bilimsel düşünceyle uyumlu biçimde yeniden anlamlandırılmaktadır. Bu bağlamda felsefe, kelam ve irfan; sırasıyla delil, tartışma ve ikna yolları olarak görülmekte ve terkipçi bir yöntemle uzlaştırılmaktadır.
Merkez (Kalp): Sistemin merkezinde asabiyet yer almakta; toplumsal dayanışma ve birlik duygusu bu çekirdeği oluşturmaktadır. Asabiyet, ortaklıkla güçlenmekte, ayrımcılıkla zayıflamaktadır.
Kanatlar: Adalet, sistemin denge mekanizması olarak konumlandırılmakta; aynı zamanda siyaset ve ahlakın birlikteliğini ifade etmektedir. Ortak yaşamı esas alan, üretime dayalı ve karşılıklı hak–sorumluluk dengesini gözeten bu yapı, toplumsal sürekliliğin temelini oluşturmaktadır.
Ayaklar: Hukukun üstünlüğü ve liyakatin yanı sıra ideolojik zemin de bu bölümde ele alınmaktadır. Eleştirel düşünceye kapalı sabit ideolojilerin zamanla donuklaştığı; oysa adalet sayesinde ideolojilerin kendini yenileyerek bu katılığı aşabileceği ifade edilmektedir. Zira zaman ve mekân ideolojik yapıları dönüştürmekte ve eskitebilmektedir. Bu bağlamda rant ve rantiyecilik temelli yapıların, adaletin zayıfladığı ortamlarda güç kazandığına da dikkat çekildi.
Ontolojik Zemin: Varlığın çiftler halinde yaratıldığı ve bu doğal karşıtlıkların adalet sayesinde bir denge ve birlik haline dönüşebileceği vurgulandı. Bu yaklaşımda diyalektik, zorunlu bir çatışma olarak görülmemekte; tez ve anti-tez arasında doğru bir müvazene (Ölçme,Dengeleme) kurularak uyumlu bir senteze ulaşılabileceği ifade edilmektedir.

Bu bütüncül yapı içerisinde adalet ve asabiyetin birlikte oluşturduğu dinamiğin belirleyici olduğu; bu yapının ise itidali aşan, “ahenkli bir terkip” ile sürdürülebileceği dile getirildi.

Evrensel Hukuk ve Sosyal Adalet Vurgusu

Sunumda adaletin; eşitlik, özgürlük ve insanca yaşamla doğrudan ilişkili olduğu ifade edildi. Adaletin tesisi için soy temelli ve mezhepçi yaklaşımların aşılması gerektiği; bunun orantılı eşitlik anlayışıyla mümkün olabileceği vurgulandı. Mezhep temelli siyasetin geçmişin ihtilaflarını günümüze taşıyarak toplumsal sorunların çözüm perspektifini daralttığı belirtildi.

Ayrıca en büyük adaletsizlik biçiminin yoksulluk olduğu belirtilerek, bireylerin insanca yaşayabilecekleri bir gelire (maişet) ulaşmasının temel bir gereklilik olduğu ifade edildi. Bu çerçevede düşünce ve ifade özgürlüğünün, adil bir toplumsal düzenin inşasında önemli bir zemin sunduğuna dikkat çekildi.

Modern Sorunlara Yöntemsel Yaklaşım

Programda, İbn Haldun’un yöntemine de atıf yapıldı. Toplumsal sorunların çözümünde, geçmiş olayların doğrudan bugüne taşınmasından ziyade; sosyo-politik nedenlere dayalı, maddi çözümlemeyi esas alan ve nedensellik ilişkilerini gözeten bir yaklaşımın gerekliliği vurgulandı. İbn Haldun’un yasa anlayışı ve İbn Rüşd reform imkanı felsefesinin birbirini tamamladığı söylendi.

Bu çerçevede problemlerin, epistemoloji, ontoloji, ahlak ve siyaset bütünlüğü içinde ve eleştirel akılcılığa dayalı bir yöntemle ele alınmasının önemine dikkat çekildi.

Siyasi Katılım ve Sözleşme Anlayışı

Sunumda toplumsal ve siyasal birlik için katılımcı bir anlayışın gerekliliği vurgulandı. Bu bağlamda sözleşme teorisinin üç boyutlu bir yapı arz ettiği ifade edildi: insanın Allah ile olan ilişkisi, yöneten ile yönetilen arasındaki ilişki ve bireylerin birbirleriyle kurduğu toplumsal ilişkiler. Bu çok katmanlı sözleşme anlayışının, adaletin kurumsallaşması ve uzun vadeli toplumsal birliğin sağlanmasında belirleyici olduğu dile getirildi.

Akademik Camia İçin Yeni Bir İsim

Program Soru-cevap bölümüyle devam etti. Yazar, vakıf yetkililerine, adaleti gündemde tutmaları, toplumsal sorunların çözümünde sorumluluk üstlenmeleri ve bu programı tertip etmeleri dolayısıyla teşekkürlerini iletti. Programın sonunda vakıf yetkilileri, Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde 2026-2027 eğitim yılı güz döneminden itibaren İslam Felsefesi alanında ders vermesi beklenen Dr. Ersoy Göveç’e teşekkür ettiler. Söyleşi, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir