DEĞERLER TEMELLİ BİR NESİL VE AKRAN ZORBALIĞIYLA MÜCADELE

12
0

Metin Alpaslan  – Umran Dergisi/Haziran 2026-382. Sayı

Zorbalık son dönemlerde okullardaki en yaygın sorunlardan biri hâline geldi. Verilere baktığımızda, akran zorbalığının giderek artan bir seyir izlediğini, milyonlarca çocuğu etkilediğini ve olumsuz psikiyatrik sonuçlarının erişkinliğe dek sürebildiğini görmekteyiz.  Gerek sıklığı gerek uzun dönem olumsuz etkileri sebebiyle günümüzde akran zorbalığı önemli bir sağlık ve toplumsal sorundur. Anaokulundan başlayarak okulda, mahalle, sokak, spor alanı, iş yerlerinde, hayatın her alanında karşılaşılabilen, insan varlığını ciddi biçimde tehdit eden bir halk sağlığı sorunudur. ABD’de Pittsburgh Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yürütülen bir araştırmada, ilkokul çağlarında akran zorbalığının, hem zorbalık yapan hem de zorbalık kurbanı olan kişilerde 30’lu yaşlarda kalp hastalıkları başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açtığı belirlenmiştir.

Akran zorbalığı, kendini koruyamayacak durumdaki bir çocuk veya ergenin, kendisinden daha güçlü benzer yaş grubundaki bir veya birkaç kişi tarafından sürekli ve kasıtlı olarak fiziksel, sözel ve psikolojik saldırıya maruz kalması şeklinde tarif edilebilir. Bu sorun, sadece okul ortamıyla sınırlı kalmayıp, çocukların hem akademik hem de psikososyal gelişimlerini derinden etkileyen toplumsal bir meseledir. Dolayısıyla, bu olgunun sosyo-demografik değişkenler, siber zorbalık, siber mağduriyet ile ilişkileri ve uzun vadeli menfi tesirleri iyi araştırılmalıdır.

Türkiye’de 20 milyon öğrenciden 7 milyonu, eş deyişle her üç çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor. Sorun her geçen gün katlanıyor ve çocukların hayatını tehdit edecek boyutlara geliyor. Türkiye’de artık öğretmen öldüren öğrenciler, çocuk çeteleri, çocuk katiller, suça itilen çocuklar vaka-i adiye mesabesine gelmiştir. Klinik başvurularında, çocuk ve ergenlerin neredeyse dörtte üçünün zorba/mağdur döngüsünün içinde oldukları belirtilmektedir. Küçük yaşta suç işleyenlerin, ileride büyük suça karışma oranının dört kat arttığı belirlenmiştir. Temelinde sevgi, saygı, merhamet ve empati eksikliği yatan bu sorunla mücadelede aile içi iletişim, okul-aile iş birliği ve değerler ile karakter eğitimi kritik öneme sahiptir.

Alarm Veren Sayısal Gerçekler

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ağustos 2025’te açıkladığı, “2024 Yılı Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistiki” verilerinden birkaçı şöyle:

  • Olay sayısı 2023’e göre yüzde 9,8 artarak 612 bin 651 oldu. Bu olaylarda çocukların 279 bin 620’si mağdur, 202 bin 785’i ise suç işlediği iddiasıyla işlem gördü.
  • Çocukların yüzde 55,3’ü yaralama, yüzde 10,8’i cinsel suçlar, yüzde 9,5’i göçmen kaçakçılığı mağduru oldu.
  • Suça sürüklenen çocukların yüzde 40,4’üne yaralama, yüzde 16,6’sına hırsızlık isnat edildi.
  • Son 9 yılda çocukların karıştığı cinayet vakaları yüzde 131, uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı suçlar ise yüzde 119 artış göstermiştir.
  • 15 yaşındaki her 4 çocuktan 1’i (yüzde 25) okul ortamında çeteleşmeye tanık olduğunu, okul sınırları içinde bıçak ya da ateşli silah taşıyan akranlarını gördüğünü beyan etmektedir.
  • Şiddete maruz kalan ve mağdur sıfatıyla güvenlik birimlerine yansıyan çocuk sayısı 2020-2024 yılları arasında yüzde 156 artarak 279 bin 620’ye ulaşmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Türkiye Çocuk Araştırması 2022” verilerine göre ise 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i diğer çocuklar tarafından ayda en az birkaç kez zorbalığa uğradığını ifade etmiştir. Aynı verilere göre suça sürüklenen çocukların sayısı her yıl artmaktadır. Bu istatistikler, Türkiye’deki çocuk mağduriyeti ve suça sürüklenme oranlarının boyutlarını gösteren en güncel verilerdir.[1]

OECD’nin üçer yıllık dönemler hâlinde 81 ülkede yaptığı, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA), 15 yaş grubundaki öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırmadır. Ayrıca gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.

2025 raporu henüz yayımlanmadığı için, Türkiye’deki akran zorbalığına yönelik veriler ve analizlere OECD PISA 2022 Raporu kapsamında bakacağız. PISA araştırması, akademik başarıların yanı sıra öğrencilerin esenliğini ölçmek için okulda fiziksel, ilişkisel, sözel ve gasp olmak üzere dört farklı zorbalık türünü incelemiştir. Türkiye, zorbalık endeksinde OECD ülkeleri arasında maalesef üst sıralarda-en yüksek zorbalık görülen ilk 10 ülke arasında kalmaya devam etmektedir.[2]

  • Türkiye’de zorbalık içeren davranışlardan herhangi birine maruz kalan öğrenci oranı yüzde 27’dir. PISA 2018 verilerine göre bu oran yüzde 24 idi. Başka bir ifadeyle giderek artan tehlike çok büyük.
  • Kızların yaklaşık yüzde 25’i ve erkeklerin yüzde 28’i ayda en az birkaç kez zorbalığa maruz kaldıklarını bildiriyor. OECD ortalaması: kızların yüzde 20’si ve erkeklerin yüzde 21’i.
  • Türkiye’de öğrencilerin yüzde 44’ü hayatından memnun değil. OECD ortalaması yüzde 18.
  • Zorbalığın doğrudan bir sonucu olarak Türkiye’deki öğrencilerin yüzde 26’sı okulda kendisini dışlanmış hissettiğini söylemiştir.
  • Öğrencilerin yüzde 31’i ise kendisini okulun bir parçası olarak hissetmediğini beyan etmiştir.
  • Türkiye’deki 15 yaş grubu öğrenciler okulda en sık sözel (alay edilme vb.) ve ilişkisel (dışlanma, dedikodu yayılması) zorbalıkla karşılaştıklarını bildirmişlerdir.

Şiddetin ve Çeteleşmenin Yapısal Sebepleri

Eğitim Reformu Girişimi’nin “Eğitim İzleme Raporu EİE-2025” ve eğitim sendikalarının analizlerine göre okullardaki cinayet ve yaralama olayları ani patlamalar değildir. Arkasında bozuk düzenden kaynaklanan yapısal kırılmalar yatmaktadır.[3] Bulgular, toplumsal dokunun en önemli mikro modeli konumundaki okulda ciddi bir aşınma yaşandığını göstermektedir. Araştırmaya katılan velilere göre, çocukların yüzde 95’inin zorbalık olayını okul sınırları içinde yaşadığını, dört çocuktan üçünün ya zorbalığa maruz kaldığını ya tanıklık ettiğini ya da zorbalık yapan konumunda bulunduğunu görüyoruz. Bu oran, okulun çocuğun korunması konusunda risk üreten bir alan hâline geldiğini göstermektedir.[4]

Araştırmalar gösteriyor ki gençleri şiddete iten sebepler arasında sosyal kaygı, stres, akran baskısı, depresyon, umutsuzluk, kötü muamele, aile içi kavga gibi etkenlerin yanında, değerler eğitiminin yetersizliği, iletişim becerisinin kötü olması, medya, sosyokültürel çevre yer alıyor.

  • 2024-25 Eğitim ve Öğretim yılında zorunlu eğitim çağında olduğu hâlde yaklaşık 804 bin 250 çocuk tamamen eğitim dışındadır.
  • Türkiye’de çocukların yüzde 39,5’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındadır.
  • Üniversite mezunlarının maaşlarının asgari ücrete yaklaşması sebebiyle diplomaların ekonomik değeri zayıflamıştır.
  • Genç işsizliği, ekonomik kriz ve diplomaların değersizleşmesi, çocukların okuyarak bir yere varma inancını ve gelecek umudunu zedelemiştir.

Yarınını net göremeyen, kendine bir yol çizemeyen bir gencin içinde biriken kaygı ve öfke sonucu oluşan kırılgan ruh hâli, gençleri yanlış yönlere sürüklemektedir. Okulla bağı zayıflayan, sistem tarafından dışlanan çocuk, aidiyet ve güç arayışını okul içi/dışı illegal akran gruplarında veya çetelerde aramaktadır. Çocuk ailede, okulda ya da toplumda bir anlam bulamazsa, gelecek endişesi ve güvensizlik hissini yenmek için bulabildiği en kolay anlam olan şiddet ve yıkım ile kendini var etmeye çalışır.

Araştırmalar, okullardaki şiddet ikliminin sokaktaki ve dijitaldeki suç dalgasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Siber şiddet kavramıyla ifade edilen çevrim içi platformlardaki ve sosyal medyadaki gerilimlerle akran zorbalığı doğrudan sınıf ortamına taşınmaktadır. Okulda başlayan sürtüşmeler sosyal medya platformlarında dijital çeteleşmeye ve siber zorbalığa dönüşmekte, bu mecralarda büyüyen husumetler ertesi gün bir fiziksel hesaplaşma olarak sınıf ve okul koridorlarına taşınmaktadır.

Öğretmenlerin veliler ve idare karşısında yalnız bırakılması ve otorite kaybı, liyakatsiz yöneticiler ve öğretmenlerin itibar kaybı, okuldaki idari ve pedagojik otoriteyi sarsarak şiddet eğilimli gruplara alan açmıştır.  Veriler, öğretmen-öğrenci arasındaki güç dengesinin öğretmen aleyhine değişerek öğretmen otoritesini aşındırdığını, öğretmenlerin öğrencileri gözetecek adımlar atmak için yeterli motivasyona sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır.

Akran zorbalığındaki artış müdahalelerin yetersiz kaldığını ve yapılan şikâyetlerle sonuç alınmadığını göstermektedir. Okul yönetimlerinin genellikle olaylara ilgisiz yaklaştığı belirtilmektedir. Okullardaki vakaların yüzde 67’sinde disiplin süreçlerinin işletilmediği görülmekte, çocuğunun zorbalığa uğradığını belirten velilerin yüzde 31’i okulun konuyu ciddiye almadığını belirtmekte, vakaların yüzde 32’sinde ailelerin durumdan haberdar dahi edilmediği ifade edilmektedir.[5]

Çocuk yaştaki birinin silaha çok kolay erişebilmesi, o silahı okula sokabilmesi ve insanları öldürmesi, denetimsizliğin, cezasızlığın ve ailevi sorumlulukların hiçe sayılmasının bir sonucudur. 12 yaşında bir çocuğun eline pompalı tüfek geçebiliyorsa, bu ülkede bireysel silahlanma ve denetim mekanizmaları tamamen çökmüş demektir. Sokaklarda, internette fütursuzca satılan silahların bedelini birçok masum insan canıyla ödemek durumunda kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Kahramanmaraş’taki olay ve benzerleri uzun zamandır âdeta “ben geliyorum” diyordu. Ama etkili ve yetkili makamlardakilerin umursamazlığı, kimi suçların çok geç ceza alması veya cezasızlık algısı, geçim derdine düşen ailelerin çocuklarla yeteri derecede ilgilenmemesi, gelir dağılımı adaletsizliği, kuralsızlık, hukuksuzluk, eğitim eksikliği, ahlaki değerlerin aşınması, bütün bunlar bu toplumsal çözülmenin, bu cinnet hâlinin sebepleridir. Toplumsal buhran ve çözülme, içi boşaltılmış ezberci eğitim sistemi, ergenlik çağına gelmiş gençlerin bencil ve psikolojik sorunlu bireyler olarak yetişmelerine, yanlış mecralara dalmalarına yol açmaktadır.

Ahlak dışı gündüz kuşağı programları annesiyle izleyen çocuk nasıl edepli, ahlaklı bir insan olarak yetişebilir?  Her türlü rezaletin anlatıldığı ifsad edici kurmaca romanlara taş çıkartan bu programlara bir bakın Allah aşkına. Gelinine tecavüz eden kayınpederler, kayınvalidesiyle kaçan damatlar, kayınbiraderiyle yatan kadınlar. Baldızına göz koyan erkekler… Televizyonlarda şiddeti öven mafya dizilerinin devletin ve kamunun kanalı TRT’ye varıncaya kadar yaygınlaşması, buradaki karakterlerin kahramanlaştırılması, buradaki oyuncuların partilerin grup toplantılarına iştiraki, iktidar ortağı parti liderinin mafya liderleri ile yan yana pozlar verdiği böyle bir düzende çocuklar arasında da şiddetin yaygınlaşması çok şaşırtıcı olmasa gerek. Şiddet ve pornografi, ergenlik çağındaki gençleri mahvediyor. Dinî emirlerin ve onlarla şekillenen göreneklerin etkili olduğu toplumdaki ayıp, utanma, büyüklere saygı gibi duyguların yok olması, aileden başlayarak toplumdaki dengeleri altüst ediyor. Gençlerin geleceğe dönük umutlarını, beklentilerini yok ediyor. Bütün bunlara karşılık havaya bakıp ıslık çalan RTÜK ne işe yarıyor hakikaten anlamak zor! Oysa sorunların üstesinden gelmenin yolu “ailenin, sosyal çevre ve okulun, toplumun, medyanın sorumluluk üstleneceği toplumsal bir harekete öncülük” etmekten geçmektedir.[6]

Liberal ve müfsit yasalarla, sözleşmelerle aile yapısı darmadağın edildi. Hatalı eşini veya çocuğunu uyaran baba şikâyet durumunda soluğu karakolda aldı. Öğretmenler ya tacizle ya da tecavüzle suçlanıyor. Ailede ve okulda çocukların bir otoriteye tâbi olmaması işte böyle vahim neticeler doğurur. Otoriteyi kuracak olan evde baba, okulda öğretmendir. Lakin mevzuat her ikisinin de elini kolunu bağlamış her ikisini de yıpratmış ve güçsüzleştirmiştir.

Gelecekte Nasıl Bir Nesil Göreceğiz?

Neoliberal kapitalizmin sosyal medya üzerinden idealize ettiği şatafatlı hayat tarzlarına, kolay para kazanma, kısa yoldan güç ve statü elde etmeye özenen gençlerin, ulaşamadığı hayallerine dair yaşadıkları büyük hayal kırıklıkları var.  Erken yaşta örgün eğitimden kopan, güvencesiz işgücüne dönüşen, ülkedeki ekonomik daralma sebebiyle “diplomalı işsiz” sarmalına giren bir kitle, geleceğe inancı zayıfladığı için illegal yapılara ve çeteleşmeye açık duruma gelmektedir. Fırsat eşitliğinin ortadan kalkması, geleceğin neslini kutuplaştırıp ikiye bölecektir. Diplomaların değerini yitirmesi, bu neslin hayata bakışını ve kurumsal yapılara güvenini kökten değiştirecektir.

Eldeki veriler, toplumdaki kriz alanları ve okullardaki durum dikkate alındığında, gelecekte bizi homojen olmayan, derin ayrışmalar yaşayan çift karakterli bir nesil beklemektedir. Çocukluk dönemini ekonomik krizler, güvensiz okul ortamları ve akran zorbalığı altında geçiren bu nesil, yetişkinliğe ciddi psikolojik bagajlarla adım atacaktır. Okulda çeteleşme ve silahlanmaya şahit olan çocuklar, kurumlara ve otoriteye karşı derin bir güvensizlik içinde olacaktır.

Geleceğin nesli, sokaktaki ve okuldaki fiziksel şiddet ortamından kaçmak için dijital evrene daha fazla sığınacaktır. Okul bahçelerinde kurulamayan adil ve barışçıl ortamlar, Discord sunucularında veya Metaverse benzeri alanlarda aranacak, siber gettolaşma oluşacaktır. Şiddet ve zorbalık fiziksel alandan tamamen siber alana -siber şantaj, dijital itibar suikastları, yapay zekâ tabanlı zorbalıklara- evirilecektir. Çocukları intihara ve aile fertlerini öldürmeye yönlendiren Mavi Balina adlı intihar ve öldürme oyununa kurban giden çocukları hatırlayalım. Geleceğin suç örgütleri sokaklardan ziyade dijital ağlarda organize olacaktır. Kadıköy’de bıçaklı saldırıyla öldürülen 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin annesini tehdit edenlerin “C31K” isimli siber çete mensubu gençler olduğu ortaya çıkmıştı.

Güzel, temiz, düzgün ahlaklı dindar bir nesil hedefi tavsadı. Eğitim süreçlerinin yalnızca akademik gelişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda çocuğun kimlik, değer ve sorumluluk bilinci edinmesinin de önem taşıdığını dikkate aldığımızda bu tavsama hepimizi düşündürmelidir. Çocuklarımızın ruh ve beden bütünlüğü içinde gelişimini, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştirmesini, “yetkin ve erdemli” insanlar olarak yetişmelerini hedeflemeliyiz. Şunu tekrar hatırlamamız lazım: Sorumluluğunu yerine getirmeyen bir sistem, sürekli suçlu üretir. Bu sebeple her şeyden önce bu sistem sorgulanmalıdır, zira gerçek suçlu sistemin kendisidir. Bu çocuk anadan doğma saldırgan değil, bu çürümüş sistemin ürünüdür. Sistemi yargılamadan çocuğu suçlayan her yargı gerçeği görmemizi engeller.

Uzun vadeli eğitim yerine, kısa yoldan gelir elde etme -kripto varlıklar, dijital içerik üreticiliği, kayıt dışı ekonomiler- eğilimi baskın hâle gelecektir. Okul aidiyeti düşük olan bu neslin, iş yerine, şehre ve toplumsal normlara olan aidiyeti de zayıf kalacaktır. Bireysel hayatta kalma arzusu, toplumsal dayanışmanın önüne geçecek, geleneksel bağlar zayıflayacaktır. Okula gitmeyen, bir işte çalışmayan 15-25 yaş arası üç milyon genç var deniyor. Eğer bu doğruysa bizi daha büyük acılar bekliyor demektir. Dijital platformlar çocuklarda anlık tatmin yarattığı için sabır duygusu da yok oluyor. İmkânı iyi ailelerin çocuklarının her istediğini alması, çocukta şükür ve dürüstlük sınırlarını eritiyor. Beklemeye, sabretmeye tahammül edemeyen, emeğin değerini bilmeyen bir nesil geliyor. Böyle bir nesil ne başkasının hakkına saygı duyar ne de zorluklara direnir.

Aile Bağları ve Karakter Eğitimi Bilgiden Daha Önemlidir

Uzun süredir ahlakın, ehliyetin, liyakatin ve adaletin göz ardı edildiği bu toplum şimdi bunun faturasını ödüyor. Çocuklar yetişkinlerin söylediklerini değil, yaptıklarını dikkate alır. Büyüklerin söylemde değil, eylemde model olması gerekir. Okulda adalet dersi verip not verirken liyakatsiz davranan bir öğretmen ya da evde dürüstlükten bahsedip dışarıda malı götüren ebeveyn karakter inşa edemez.

Aile, çocuğun karakterinin omurgasıdır. Ne var ki “değişen aile ve çocuk geleneği, ailenin değer üretemeyen ve çocuk sorunlarıyla baş edemeyen” duruma gelmesine yol açmıştır. Okulda zorbalığa uğrayan veya bir çetenin baskısı altında kalan çocuk, evde güven bulamazsa sığınacağı yer yine sokaktaki illegal yapılar olacaktır. Okul ve sokaktaki risklere karşı aileler, çocukları için bir baskı unsuru değil, güvenli bir sığınak olmalıdır. Mevcut sistemde adalet, sabır, dürüstlük, diğerkâmlık gibi karakter özelliklerinin erozyona uğradığını görüyoruz. Toplumsal dönüşüm ve dijitalleşme hızı temel değerlerin hepsini sarsmış durumdadır. Karakter eğitimi, duvarlara asılan “Dürüst olalım!” afişleriyle ya da haftada iki saat okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’yle ya da seçmeli derslerle verilemez. Bu çocuklara takvayı, vicdanı, merhameti vermemiz, edebin, helal ve haramın ne olduğunu öğretmemiz lazım

Siber zorbalık, dijital dolandırıcılık veya çeteleşme vakalarına karışan çocukların önemli bir kısmı bilgisiz değil, aksine dijital araçları çok iyi kullanan, bilgiye saniyeler içinde ulaşan çocuklardır. Eksik olan bilgi değil, ahlak ve diğerkâmlık duygusudur. Çocuklara bilgi yüklemenin ötesinde, insani vasıfları, dürüstlük, adalet, iş birliği ve merhameti öne çıkaran bir karakter eğitimi verilmesi gerekmektedir. Bu çağda çocuklara sadece bilgi yüklemek, onlara bilgi hamallığı yaptırmaktır. Asıl ihtiyaç duyulan, değerler eğitimi ile çocuğun eline, o bilgiyi doğru yönde kullanacak, kriz anında ayakta kalmasını sağlayacak bir pusula vermektir.

Değer Temelli Bir Nesil İnşa Etmek için

Sıkça dile getirilen okulların önüne bir polis görevlendirmek sorunu asla çözemez. Okullar elbette güvenlik tedbirlerini almalıdırlar. Ama asıl mesele,  gelecekte daha sağlıklı bir nesil inşa etmek üzere çocukları bu bataklıktan kurtarmak için çözüm üretmektir. Sorunları şiddetle değil, konuşarak çözme becerisi kazandırılmalı, başkalarının haklarına değer vermek öğretilmelidir. Akran zorbalığını önlemede sadece disiplin cezaları değil, okul ve aile ortamında değerler temelli bir kültür oluşturmak çok önemlidir. Değerler eğitimi çerçevesinde saygı, muhabbet, dürüstlük, nezaket ve sorumluluk bilincinin kazandırılması gerekmektedir.

Akademik başarının ötesinde duygusal ve sosyal açıdan olgunlaşmış bir nesil yetiştirme hedefiyle, eğitimcilerin ve ebeveynlerin bilinçlendirilmesi,  okul ortamının güvenli hâle getirilmesi, şiddete yönelik izleme ve müdahale mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Öğrencilerin sosyal projeleri, takım çalışmaları, kriz çözme performansları ve okul iklimine katkıları da birer başarı kıstası kabul edilmelidir. Başarı tanımı “en yüksek puan” alandan, emanet paradigmasına sahip çok boyutlu “en iyi insan” modeline kaydırılmalıdır. Kültürel gerçekliğimizden hareketle şekillenecek değerler temelli eğitimle yetişen nesil, toplumsal güveni güçlendiren, empati kurabilen, şiddetin her türlüsüne karşı duran ve sağlıklı iletişim kurabilen bireylerden oluşur.

Devlet, kayıp nesli yeniden kazanmak için, eğitimi sadece müfredat aktarımı değil, toplumsal bir güvenlik ve adalet ağı hüviyetiyle yeniden tasarlamalıdır. “Çocuk eğitiminde ailenin işlevinin güçlendirileceği yaygın eğitim modelleri hayata geçirilmelidir.” Bunların çalışması için merkezden çevreye doğru genişleyen ev/apartman/mahalle/okul arasında çok taraflı bir mutabakat ve koordinasyon olmalıdır. Okulun adil davrandığı bir çocuğa evde farklı telkinlerde bulunuluyorsa ya da evde dürüstlük öğretilen çocuk okulda liyakatsizlikle karşılaşıyorsa model çöker. Çocuk önce güvenli alan olan evde tecrübe kazanacak, ardından toplumsal alanlara (apartman/mahalle/ okul) bu kültürü taşıyacaktır.

Sonuç Yerine

Felaket tablosu ortadadır. Siyasal, sosyal ve kültürel çürüme sonucunda toplumsal çözülme ve değerlerin aşınması tertemiz gençleri elimizden alıp götürmektedir. Toplumumuzda zaten var olan kural tanımazlık, şimdi kanlı şiddet patlaması seviyesine yükseldi. Böylesine derin bir sorunla, hastalıklı bir sosyoloji ile karşı karşıyayız. Hatırlanmalıdır ki söz konusu olan hepimizin hayatıdır. Yapmamız gerekenleri aklı örten tarafgirlikler zaviyesinden veya küçük menfaatlere göre değil bağımsız olarak bir gelecek tasavvuru zemininde tartışmamız gerekiyor.

Olaylara sığ bir pencereden veya tek boyutlu değil, bütüncül bakmak gerekiyor. Haddizatında eğitim metalaştırılacak bir alan değildir. Esas itibarıyla siyasi, ekonomik, sosyal ve ahlaki yorumların bir parçası olup, üzerinde derinlikli düşünmeyi gerektiren bir sahadır.[7] Bir sorunu önlemek için her şeyden önce vakanın nereden ve neden kaynaklandığını bilmek, bütün boyutlarıyla kavramak gerekiyor. Tekrar altını çizmek gerekirse güvenlik zaafı, faciayı tek başına anlatmaya yeterli değildir. Ekranlardaki şiddet olaylarının ergenleri olumsuz etkilediği doğrudur ama bunlar faciayı bütünüyle açıklamıyor. Temelde bütün bu sorunlara kaynaklık eden maraz bir sistem ve sosyoloji vardır. Değerlerin, kuralların etkisini kaybettiği, toplum dokusunun bozulduğu bir anomali yaşanmaktadır.

Okullardaki şiddet ve çeteleşme sadece bireysel olaylar değil, toplumsal, ekonomik ve sistemik bir krizin eğitim alanına yansıması olarak görülmelidir. Mesele tahminimizden daha büyük, daha derindir. Daha hayatının baharında, umutla dolu olması gereken gençlerin şiddetin bir parçası hâline gelmesi, toplumsal bir kırılmanın habercisidir. Sadece polisiye tedbirlerle bataklığı kurutamayız. Eğitimi erdem temelli bir süreç olarak düşünmeliyiz, bir filozofun dediği gibi “Kalbi eğitmeden aklı eğitemeyiz.”

Teknoloji içinde doğmuş bir kuşağın kanlı internet oyunları, filmler, derin ağlar üzerinden maruz kaldıkları kötülükler sosyal çöküşün zeminini hazırladı. Her gelen Millî Eğitim Bakanı ile değiştirilen temel değerlerden uzak eğitim sistemi kim olduğumuzu gösteren bütüncül bir anlatı ortaya koyamadı. Nabi Avcı Millî Eğitim Bakanlığı yaparken diyemediğini ancak bakanlıktan ayrıldıktan yıllar sonra söyleyebildi: “Günümüzde bilişim teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle bütün geleneksel eğitim kurumları anakronik hâle gelmiştir.”[8] Maneviyatı diline çok dolamasına rağmen iyi örnek olamamış politikacıların yaklaşımı gençlerde ters etki yapmaktadır. Çok daha önemlisi ülkemizin “sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlarını sürekli erteleyen” bir görünümü vardır. Yaşanan bu sosyal çöküşte elbette herkesin payı vardır ama en yüksek pay yıllardır ülkeyi yönetenlerindir. Sistemi ayakta tutan, mevki, makam ve üç günlük dünya menfaati uğruna sisteme göz yuman, kısa vadeli siyasi emelleri uğruna esası göz ardı edenler şu hakikat üzerinde enine boyuna düşünmelidirler: Şayet Müslümanlar kendi değerlerinin aşınmasını engellemeyi ve yeni nesillerin zihinlerini seküler kavramlardan kurtarmayı arzuluyorlarsa İslâmî eğitimin amaçlarını günümüzdeki hayat şatlarına göre nasıl yeniden şekillendireceklerdir?[9]

[1] Detaylı rapor için Türkiye İstatistik Kurumu’nun Veri Portalı adresini ziyaret edebilirsiniz, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53989

[2] PISA 2022 raporunun tam metnine OECD resmî web sitesinden ulaşabilirsiniz.

[3] Bu araştırmaların kahir ekseriyetinin eğitimin ana hedefini, insan kişiliğinin dengeli gelişimi şeklindeki İslâmî idealden uzak bir zaviyeden ele aldıkları göz ardı edilmemeli.

[4] https://egitimreformugirisimi.org/bir-ekosistem-sorunu-olarak-akran-zorbaligi/

[5] https://egitimreformugirisimi.org/bir-ekosistem-sorunu-olarak-akran-zorbaligi/

[6] https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2026/04/Cocuk-Vakfindan-Aile-ve-Cocuk-Odakli-10-Acil-Oneri.pdf

[7] Adeel Malik, “Kalbi Eğitmeden Aklı Eğitemeyiz”, Uluslararası Maarif, 2022, sayı: 6, s. 47.

[8] Nabi Avcı, “Enformatik Cehalet Aşaması Çoktan Geldi Geçiyor. Şimdi ‘Zır Cahillik’ Aşamasındayız”, Uluslararası Maarif, 2022, sayı: 6, s. 22.

[9] Nakib el-Attas, İslâmî Eğitim Araçlar ve Hedefler, çev. Ali Çaksu, Endülüs Yayınları, İstanbul, 1991.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir