“İNANANLAR İÇİN ÖLÇÜYÜ ALLAH BELİRLER”

0

Türkiye’de zaman zaman, hiç yeri ve zamanı değilken bazı meşhur kişiler üzerinden kabuk tutmuş yaralar kaşınarak gündem oluşturulur, tartışma başlatılıp toplumda gerilim meydana getirilir. Bunu başlatanlar, yakın veya uzak bir gelecekte bu tartışmanın meyvelerini toplamak için açık ya da örtülü devreye girmeye çalışırlar.

Prof. Dr. Üstün Dökmen’in yersiz ve zamansız gibi gözüken “başörtüsü” ile ilgili fütursuz ve saygısız açıklamalarının bu kapsamda olduğu inancındayız. Başörtüsü ile ilgili toplumda ve devlette genel bir kabulün olduğu bir dönemde, böyle bir konunun gündem olması basit ve tesadüfi değildir. Üstün Dökmenin başlattığı başörtüsü tartışmasının hemen ardından “Başörtüsü konusunda hata yaptık” açıklamalarının yapılması dikkat çekicidir.

“Başörtüsü konusunda hata yaptık.” öz eleştirisinin yapılması, ardında durulduğu takdirde sevindiricidir. Bu basın açıklamasındaki amacımız konunun bu boyutunu ele alıp değerlendirmek değildir.

Düşündürücü olan husus,Türkiye’de “Prof. Dr.” unvanına sahip bir akademisyenin bu denli sığ, taraflı, kanıtsız, seviyesiz nasıl düşünebildiği olgusudur.

Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi olarak böyle davrananlara, bundan böyle gerekli cevap, “En Güzel Tarzda Mücadele Etme ilkemiz kapsamında verilecektir.

Bu amaçla Prof. Dr. Üstün Dökmenin, 14.8.2022 pazar günü, bir YouTube canlı yayın programında “başörtülü psikolog, başörtülü psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanları” ile ilgili yaptığı açıklamaları, konumuzla ilgili, ele alıp değerlendireceğiz:

Eczacı, mimar, inşaat mühendisi başörtülü, tesettürlü olabilir. Söylediğim aynen şu, bir eczacı başörtülü olabilir, mimar olabilir, Milli Eğitim izin verdiği için öğretmen olabilir, hâkim ve savcı benim alanım değil karışmıyorum. Fakat başörtülü psikolog, başörtülü psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanı olması meslek etiğine aykırıdır. Nötr olamazlar.

Psikoloğun karşısındaki kişiye karşı nötr davranış içerisinde olması gerekiyor. Empati kurabilmesi gerekmektedir. Empati kurabilmenin temeli nötr davranmaktan geçer. Empati kuramazsam sempati duyarım, özdeşim kurarım. Özdeşim kurarsam artık o iletişim o artık psikolojik danışmanlıktan çıkar. Komşu teyze, komşu amca sohbetine dönüşür. Objektif olmak gerekiyor. Dünyada meslek etiği şudur, bizim insanlarımız bilmiyor. Psikolog, psikiyatrist, PDR uzmanı dini, siyasî, takım, milli simge kullanamaz.

Her şeyden önce Dökmen’in yaptığı bu açıklama, “Psikolog Danışman Meslek Andı”na aykırıdır:

“Bir Psikolojik Danışman olarak, kazandığım bilgi, beceri ve farkındalıklarımı benden yardım isteyen danışanlarımın yararı için kullanacağıma, danışanlarıma karşı din, dil, ırk ve cinsiyet bakımından ayrımcılık yapmayacağıma, danışanlarıma daima saygılı davranacağıma, danışanlarımı hiçbir şekilde kendi maddi ya da psikolojik ihtiyaçlarımın doyum aracı olarak kullanmayacağıma, meslek yaşamım boyunca bir Psikolojik Danışman olmanın bilinci ve sorumluluğunu hissederek, kendimi ve mesleğimi geliştirmek için çaba harcayacağıma AND İÇERİM.’’

Yapılan yeminde “danışanlara karşı din, dil, ırk ve cinsiyet” bakımından ayrımcılık yapılmaması istenmektedir. Yapılan yeminde danışanların kendi inançlarına göre giyim ve kuşamına saygı duyulması istenmektedir. Aksinin bir ayrımcılık nedeni olduğunu söylenmektedir. Eğer başörtüsü takan bir psikolog, psikiyatrist, PDR uzmanı, başı açık bir danışana, başörtüsü olmadığı için, tarafgir davranır, ayrımcılık yapar iddiası doğru ise bunun tersi de doğrudur. Yanı başörtüsü takmayan bir psikolog, psikiyatrist, PDR uzmanı da başörtülü hastalarına karşı, ayrımcılık yapar, tarafgir davranır.

Dökmen’in meslek mantığı şunu söylemektedir.

Dökmenin bu mantığı, tüm devlet bürokrasisi, tüm hekimlik alanları için de geçerli olmalıydı. Oysa Dökmen “Milli Eğitim izin verdiği için öğretmen olabilir.” demektedir.

Eğer söz konusu mesleklerde başörtüsü bir ayrımcılık aracı ise o takdirde insanların kendi inanç sistemlerine göre farklı elbise giymeleri, sakal ve bıyık bırakmaları da ayrımcılık aracı olmalıydı. Bunlara karşı bir şey söylememektir.

Dökmen bir sosyal şizofreni yaşamaktadır da farkında değildir.

Yalnız Dökmen’in düşüncelerinde, ruh dünyasında zaman içerisinde bazı olumlu gelişmelerin olduğunu görmekteyiz. Çünkü Dökmen, üç yıl önce Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün düzenlemiş olduğu rehber öğretmenlere yönelik eğitim seminerinde, “Nasıl bir pilot sarhoş olmamalı, bir Hristiyan psikolog haç takmamalı ise, Rehberlik Öğretmeni de başörtülü biri olamaz. Meslek icra edilirken ‘İnşallah, maşallah, hayırlısıyla’ gibi cümleler sarf edilmemelidir.” diyerek öğretmenlerin başörtülü olamayacağını söylemişti. Oysa bugün aynı Üstün Dökmen, Milli Eğitim izin verdiği için öğretmen olabilir” demektedir.

Dolayısıyla Dökmenin bu yaklaşımın bilimsellikle hiçbir alakası yoktur. Olsa olsa Dökmen’in başörtüsü ile ilgili özel bir takıntısı vardır. Dökmenin kendi içerisinde, ruh dünyasında, sosyal şizofreni yaşadığının en güzel ifadesi, bu tezatlı yaklaşım tarzıdır.

Dökmen, kendi inanç sistemini, kendi yaşam tarzını “norm” olarak kabul edip hayatın merkezine koyarak diğer tüm inanç ve yaşam tarzlarını reddetmektedir. Böyle bir bakış açısına, mantığına sahip bir psikoloğun, tedavi için kendine gelen bir başörtülü danışanı, tarafsız kalarak, “nötr” davranarak, tedavi etmesi ve ona göre davranması mümkün değildir.

Üstün Dökmen ile aynı sağlık düzleminde meslektaş olan iki uzman, Dökmen’in iddialarının hiçbir bilimsel yönü olmadığını, yanıldığını, özür dilemesi gerektiğini ifade etmektedirler:

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Üstün Hoca yanılıyor. Baş açık olmayı norm kabul ediyor. Nötr olmayı yanlış anlıyor… Herkesin ön yargısı vardır (zenci-beyaz, Türk-Kürt, başı açık, kapalı vb.). Terapist, terapi öncesi ön yargılarını askıya alır. Kendine karşı da bağımsız olur. Nötr olmak kendi önyargıları için de geçerlidir. Kendi önyargılarını tanımak için özel seanslar uygulanır. Bunu başaramayan Klinik Psikolog olamaz. Yahut kişisel ideoloji, aklın ve mesleğin önüne geçerse o zaman bu bakış geçerlidir, bu kişiler empati yapamazlar, ayrımcılık ve kavgacılıkla yaşarlar, sosyal şizofreni… Sosyal şizofreni de tam bu dediğimiz bir durumdur toplumun bir kesiminin diğer kesimini dışlaması, yok sayması… İnsan Psikolojisi ile uğraşan birinin öğrenilmiş önyargı yani otomatik stereotipilerinin farkına varmaması benim için hayal kırıklığı oldu. Çok yazık, Üstün Dökmen toplumun büyük çoğunluğuna özür borçludur.”

“Prof. Dr. Kemal Sayar: Nötralite büyük bir masaldır, gerek bilimde gerekse de psikoterapi ve psikolojide. İlişkide sınıf, cinsiyet ve inançla ortaya çıkan güç ilişkilerini inceleyebilmek marifettir. Dünya görüşü olmayan ne bir terapist vardır ne de danışan. Mesele kendi dünya görüşünü dayatmamaktır.

Şu ya da bu şekilde tüm insanlar kapsamı, şekli, derecesi ne olursa olsun bir inancın ve hayat felsefesinin sahibidir. Bu açıdan “nötr” insan yoktur. Olmamıştır ve de olmayacaktır. İman ve inkâr düzleminde her insanın bir yeri, konumu vardır.

Bu nedenle iman edenler için Allah’ın tesettürle ilgili koyduğu değerler, ölçüler, hükümler bağlayıcıdır:

 “…Size avret (örtünmesi gereken yer) yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik… Örtünmesi gereken yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. (7 Araf 26, 27. ayetler)”

Mümin erkeklere söyle; Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.

Mümin kadınlara söyle: ‘Gözlerini kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini … başkasına göstermesinler…” (24 Nur 30,31. ayetler)

Müslümanlar için ölçüyü -yukarıdaki ayetlerde ifade edildiği gibi- Allah koymaktadır. İman edenler buna uymak ve ona göre yaşamak zorundadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, iman edenlerin farklı inanç sistemine sahip insanların hakkını, hukukunu çiğneme, adaletsizlik yapma hakkına sahip olmadıkları gerçeğidir.

Bu, Allah’ın koyduğu bir kanuniyettir; bu bir fıtrat yasasıdır.

Allah’ın hem peygamber hem de devlet başkanı olan Hz. Davud’a hak, hukuk, adalet ve ölçü ile ilgili yaptığı ikaz, asla unutulmamalıdır:

“Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse İNSANLAR ARASINDA HAK İLE HÜKMET, HEVAYA (istek ve tutkulara) UYMA; sonra seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphe yok, Allah’ın yolundan sapanlar, hesap gününü unutmalarından dolayı onlar için şiddetli bir azap vardır.” (38 Sad 26)

Bu ikaz, sadece Hz. Davud’a özgü olarak yapılmış değildir. Aynı ikaz tüm iman edenler için de yapılmaktadır:

“Hiç şüphe yok Allah, size emanetleri ehline(sahiplerine) teslim etmenizi ve İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDİYOR.” (4 Nisa Suresi 58. ayet)

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhinde bile olsa, ALLAH İÇİN DOĞRU ŞAHİTLER OLARAK ADALETİ AYAKTA TUTUN. Onlar ister zengin olsun ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp hevalarınıza (tutkularınıza, arzularınıza) uymayın.” (4 Nisa 135)

“Ey iman edenler, adil şahitler olarak Allah için hakkı ayakta tutun. BİR TOPLULUĞA OLAN KİNİNİZ, SİZİ ADALETTEN ALIKOYMASIN. ADALET YAPIN. O, takvaya daha yakındır.” (5 Maide 8. ayet)

O nedenle bir Mümin, bulunduğu konum itibariyle kendi inanç ve düşüncesini, hakkı, hukuku, adaleti zedeleyecek şekilde kullanamaz. Muhatabın inancı, görüntüsü ne olursa olsun, hak, hukuk, adalet çerçevesinde ona davranmak, muamele etmek, hasta ise tedavi etmek zorundadır.

İman edenler için adaletin uygulanması konusunda, muhatabın a dininden b dininden, a partisinden, b partisinden, a STK’sından b STK’sından olması bir ayrımcılık durumu oluşturmaz, oluşturmamalıdır. Oluşturanlara “Hesap Gününü Unutmamalarını” hatırlatırız.

Üstün Dökmen gibiler ileri geri konuşmadan önce İslam’ı, Kur’an ve Sünnet düzleminde öğrenmelerinde ve anlamalarında fayda vardır.

Türkiye’nin ana tezadı sistemin Batı Kültür ve Medeniyet değerlerine göre şekillenmesi ve yapılanması ile Milletin İslam Kültür ve Medeniyet değerlerine göre şekillenmesidir.

Bu sebeple Batı Kültür ve Medeniyet değerlerini ve sembollerini hayat tarzı olarak kabul eden anlayışın yerine kendi kültür ve medeniyet değerlerimizi inşa etmediğimiz müddetçe bu tartışmalar asla bitmeyecektir.

“Geleneğin ihyasından geleceğin inşasına!”

“Henüz vakit varken.”

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir