“DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMÜLEN KIZ ÇOCUĞUNA, HANGİ GÜNAH SEBEBİYLE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ SORULDUĞUNDA…”

0

İşgalci Siyonist İsrail, 4 gün önce Gazze’ye başlattığı saldırıda 15’i çocuk / bebek, 4’ü kadın 45 kişiyi şehit etmiş; 359 kişiyi de yaralamıştır. Yüce Allah’tan, şehit olanların şehadetini kabul etmesini, yaralılara acil şifalar vermesini diliyoruz. Bu, kana doymayan, katil, terörist Siyonist Devleti protesto ediyor, geçici olarak durdurduğu saldırılarını tamamen durdurmasını, uzun yıllar ablukası altında tuttuğu ve adeta açık hapishaneye çevirdiği Gazze’ye uyguladığı bu ablukayı hemen kaldırmasını bekliyoruz…Ayrıca, bu günlerde ibadethanelerinde ibadetlerini yapmakta olan Müslümanları zorla dışarı çıkararak, İsrail askerlerinin eşliğinde Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya girmesini sağlayan zalim devletin bu tehlikeli uygulamasına bir an önce son vermesini bekliyoruz…

İşgalci İsrail’in, Müslümanların hiçbir engelle karşılaşmadan Mescid-i Aksa’ya girip çıkabilmesi ve herhangi bir saldırıya uğramadan ibadetlerini yapabilmesini sağlayacak tedbirleri derhal almasını bekliyoruz.

Harem-i Şerif’in ve Mescid-i Aksa’nın statüsüne yapılan saldırıların bir daha tekerrür etmemesini bekliyoruz…

İsrail, halkı Müslüman olan İslam ülkeleri yöneticileriyle normalleşme (!) çabaları sürdürürken Neden olaylar tekrar alevlendi?” sorusunun cevabı üzerinde -kısaca- durmakta yarar vardır.

2007 tarihinde, ilk defa Filistin Devlet Başkanı ve El- Fetih Lideri Mahmut Abbas ile Hamas Lideri İsmail Heniye bir araya gelerek el sıkıştı. Bu görüşmeden sonra Hamas Gazze’yi, El Fetih de Batı Şeria’yı kontrol etmeye başladı. Bir ay önce kuruluş yıl dönümü dolayısıyla gittikleri Cezayir’de kamuoyu önünde tekrar el sıkışırken poz verdiler. Uzlaşma ümidini yeşerten bu yaklaşım işgalci İsrail’i çileden çıkarmaya yetti bile… Yapılan yorumlarda, olayların alevlenmesinin nedenlerinden birinin bu olduğu ifade edilmektedir.

Siyonist İsrail, Batı Şeria’nın Cenin kentine düzenlediği bir saldırı ile Cenin İslâmî Cihad yöneticisi Bessam Saadi’yi yaralı bir şekilde gözaltına aldı, çıkan çatışmada da bir Filistinlinin ölümüne sebep oldu. Gerilimin Gazze’ye sıçraması üzerine İsrail ordusu olası bir saldırı endişesiyle Gazze Şeridi’ndeki İslâm’ı Cihat Hareketine ait olan merkezlerle, sivil merkezleri en gelişmiş silahlarıyla vurdu. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi içinde İslâmî Cihad’ın yetkilileri de bulunan şehitleri, yaralıları, tamamen yıkılmış ve kullanılamaz haldeki evleriyle, yerle bir edilmiş yerleşim yerleriyle, zaten yıllarca abluka altında tutulmuş fakir ve yoksul durumlarıyla daha da perişan hale getirmişler… İslâmî Cihad’ın attığı füzelerin bir kısmı İsrail’in savunma sistemi demir kubbe tarafından imha edilirken, bir kısmı da yerleşim yerlerine düştüğü söylenmektedir.

Gerilimin bir diğer sebebi olarak da; “Temmuz ayında yapılan Tahran Zirvesi (Türkiye, İran ve Rusya) ile Ağustos’un ilk haftası Soçi’de gerçekleştirilen Erdoğan – Putin Görüşmesi, Kafkaslar’da kalıcı istikrarın sağlanması için oluşturulmaya çalışılan Altılı Platform (Türkiye, Rusya, İran, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan)’un ABD ve İsrail’i rahatsız ettiği bilinmektedir. Hele Türkiye’nin Eylül ayında yapılması beklenen Şangay İş Birliği Örgütü ŞİÖ (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan)’ya, gözlemci statüsünde katılması için yapılan davete olumlu cevap vermesinin” bu iki gücü ciddi anlamda rahatsız etmiş olması gösterilmektedir.

Kasım ayında yapılması planlanan erken seçimlerin olayların alevlenmesinde etkisi olduğu da söylenebilir.

Geçici olarak başbakanlık görevini yürüten ve seçimlere bu avantajını iyi kullanarak girmek isteyen Siyonist İsrail’in Başbakanı Yair Lapid’in, sol çevreden gelmiş olması, kendini aşırı sağa / fanatik Yahudilere kanıtlamak mecburiyetinde hissetmesi dolayısıyla olayları alevlendirdiği ifade edilmektedir. Gazze’ye yapılan saldırılar ve fanatik Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya asker kontrolünde girmesini sağlaması şimdilik onlar açısından olumlu olarak kabul edilmektedir. Ayrıca seçime girecek liderlerinin, “Ne kadar güçlü olduklarını göstermek”, “İsrail’in ve İsraillilerin güvenliğinin ancak kendi iktidarları döneminde sağlanabileceği mesajını vermek” için “Filistin kanı dökerek seçim propagandası yapmakgibi geleneklerinin olduğu bilinmektedir.

Hangi gerekçeyle olursa olsun Batı Şeria’da, Gazze’de, Filistin’de ve dünyanın mazlum coğrafyalarında dökülen masum insanların kanının hesabı bir gün mutlaka ama mutlaka sorulacaktır.

Kurulduğu günden beri bu coğrafyayı kana bulayan işgalci, katil, terörist, Siyonist İsrail, her geçen gün Filistin’de yeni toprakları işgal edip sınırlarını genişletiyor. BM’lerin aldığı kararları tanımıyor ve uygulamıyor… “İnsan hakları” kavramlarını hiçe sayıyor, kural tanımıyor. Dünyanın en modern silahlarıyla silahsız insanlara saldırıyor ve öldürüyor. İşgal ediyor, zindanlarda işkenceye tabi tutuyor, sürgün ediyor, masum insanları abluka altında tutarak açık hava hapishanesine çevirdiği Gazze’de ölüme terk ediyor, evlerini başlarına yıkıp kendilerine yeni yerleşim yerleri açıyor.

Ve resmen Filistinli kardeşlerimize soykırım uyguluyor.

Başı eğik, onuru zedelenmiş, ezilmiş, yenilmiş bir ümmet, için için ağlıyor.

Evlatlarını, yuvalarını kaybeden Filistinli anaların ağıtları çocukların feryatlarına karışıyor.

“Gözyaşları içerisinde feryat eden bir baba, daha iki yaşında bile olmayan çocuğunun cansız bedenini kollarının arasında tutuyor. Vücudu, elbiseleri gibi paramparça olmuş, ayakkabıları değil ayakları yok, her tarafı kanlar içinde, yara bere içinde… toz, toprak içinde olan yüzünde bir tebessüm: Sanki tüm Müslümanlara / insanlara şunu haykırıyor: burada ölen ben değilim, sizsiniz!”

Gazze’de, beş yaşındaki Alaa Qaddoum isimli kız çocuğu babası ile markete giderken katil İsrail’in füzelerine hedef oldu…

“Annesi Rasha büyük bir şokta. Birkaç saniye içinde kızını ve kocasını gözlerinin önünde kaybetti ve üç çocuğu ile öylece kala kaldı.”

Evlâdının gözünün önünde parçalanmasını seyreden anne Rasha; “Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda…?” (81/8,9) ayetlerini hatırlatırcasına insanlığa soruyor:

“Beş yaşındaki can parem, kızım bu şekilde öldürülmek için ne suç işledi?”

Tüm vicdan sahibi insanları İsrail’in uygulamış olduğu bu vahşeti kınamaya ve tepki vermeye çağırıyoruz.

Son olarak şunu bir kez daha ifade edelim ki;

Müslümanlar; BM’nin kararlarıyla toprakları garanti altına alınmış, hudutları belirgin hale getirilmiş ve toprakları birbirine bağlı, ebedî başkenti KUDÜS olan, tam bağımsız FİLİSTİN DEVLETİNİ kurmadıkça hiçbir plân, program ve anlaşmayı kabul etmeyecektir.

Egemen bir Filistin Devleti kurulmadıkça, Kudüs özgürlüğüne kavuşmadıkça ve işgalci Siyonist İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmedikçe bu topraklarda asla rahat yüzü görmeyecektir.

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir