TÜRKİYE’YE PSİKOLOJİK SALDIRI YAPAN GİZLİ EL, GİZLİ YAPI KİMDİR VE AMACI NEDİR?

0

Son bir yıldır Türkiye’de bazı olaylar üzerinden dine ve dindarlara, özellikle dini hassasiyeti olan cemaat, vakıf ve derneklere psikolojik saldırıların yoğunlaştığı görülmektedir. Türkiye’nin son 100 yıllık tarihini göz önüne aldığımızda bu tür psikolojik harekâtların bir merkez tarafından belli bir amacı gerçekleştirmek için icra edildiğini görmekteyiz.

Son aylarda Türkiye’nin gündemine yerleştirilen ve üzerinden yoğun bir psikolojik harekât yürütülen öne çıkan bazı olayları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

  • Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Cihat Kısa’nın Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili Kur’an’ın ruhuna aykırı olan iddia ve iftiraları,
  • Şarkıcı Sezen Aksu’nun Kur’an’ın ruhuna aykırı olacak tarzda bir iki şarkısında

Hz. Adem ile eşini cahillikle suçlayan ifadeler kullanması,

  • Kabataş Erkek Lisesi’nde bir öğrencinin Atatürk posterini bıçakla yırtması,
  • Antalya’daki bir erkek öğrenci yurdunda aşçı olarak çalışan bir şahsın yemekhanede üniversite öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul’u öldürüp “Deccal’i öldürdüm!” diye bağırması.
  • Elazığ- Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara’nın, geride bir video bırakarak bir apartmanın 7. katından atlayarak intihar etmesi.
  • Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Fakültesi son sınıf öğrencisi Sedefnur Çağlar, sevgilisi olan gencin 7. kattaki evinin balkonundan, 8 Ocak cumartesi gece yarısı atlayarak intihar etmesi ya da sevgilisi tarafından atılması.
  • Avukat Dilara Yıldız’ın Oktay Dönmez tarafından öldürülmesi,
  • İstanbul’da mülteci Nail Alnaif’in gece uyurken öldürülmesi,
  • Elazığ’da 19 yaşındaki Fırat Üniversitesi öğrencisinin, kaldığı evin odasında intihar etmesi.
  • Elazığ’da 32 yaşındaki bir gencin, İzzetpaşa Camisi’nin tuvaletinde silahla hayatını sonlandırması,
  • Elazığ’da Çaydaçıra Mahallesi’nde 25 yaşında bir gencin, evinde ölü olarak bulunması.

Listeyi uzatmamız mümkündür.

Bu noktada; “TUİK verilerine göre; Türkiye’de günde ortalama 8 kişi, yılda ise 3 bin kişi intihar ediyor.”  olmasına rağmen bunlar gündeme gelmemekte olduğuna dikkatinizi çekmek isteriz.

GEÇMİŞ OLAYLARI GÜNÜMÜZE TAŞIYAN GİZLİ EL VE GİZLİ YAPI KİM?

İlk iki olayda dikkat çeken nokta, yapılan konuşma ve şarkıdaki sözlerin geçmişte yapılmış, kullanılmış olmasıdır. Cihat Kısa’nın konuşmasının tarihi eski olmakla birlikte zamanı belli değildir. (Cihat Kısa olayı ile ilgili Umran Hareketi bir basın açıklaması yapmıştır.)

Sezen Aksu’nun şarkısı 2017 tarihlidir.  Sanatçı, iki hafta önce aynı şarkıya yeni bir klip çekerek YouTube yüklemiş ve tekrar gündeme taşımıştır.

Sezen Aksu, 1.7 milyar Müslüman’ın peygamber olduğuna iman ettiği ve Allah tarafından özel olarak bilgilendirilmiş ve peygamberlikle görevlendirilmiş olan Hz. Adem’i (Kur’an-i Kerim: 2/30-39, 7/23, 20/122. ayetleri) hangi hak ve bilgi ile ‘cahillikle’ nitelemiştir?

Sezen Aksu, kendi cehaletini affettirmek istiyorsa hem Müslümanlardan özür dilemeli hem de şarkısını çöpe atmalıdır.

Tarihleri eski olan bu iki konunun (Cihat Kısa, Sezen Aksu) o günlerde Türkiye’nin gündemine gelmeyip bugün Türkiye’nin gündemine gelmesinin, getirilmesinin özel bir amacı vardır. Bugün Türkiye’nin gündemine sokulup bir tartışma çıkarılmasının nedeni, toplumun değişik katmanları arasında yeni fay hatları meydana getirmek ve var olan fay hatlarına enerji yüklemektir.

Bu noktada sorulması gereken ve üzerinde düşünülmesi gereken en temel soru, bu organizasyonu yapan gizli el, gizli yapı kimdir ve amacı nedir?

Türkiye, bu sorunun cevabını bulmalı ve gerekeni yapmalıdır.

KABATAŞ ERKEK LİSESİ’NDE NELER OLUYOR?

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinden dönen Kabataş Erkek Lisesi öğrencilerden biri, elindeki bıçakla Mustafa Kemal’in posterini yırtar. Biri de bunu kameraya alır… WhatsApp’ta bu video birkaç arkadaş arasında paylaşılır. Okul idaresi bu olayı öğrendiğinde posteri bıçaklayan öğrenciyi Disiplin kuruluna sevk eder ve Okul Müdürlüğünün verebileceği en büyük ceza olan, “Okuldan Kısa Süreli -Beş Gün- Uzaklaştırma” cezası öğrenciye verilir.

Mustafa Kemal’in posterinin yırtılması olayı, cahilane bir davranış olarak ortaya çıkmış olabilir, birilerinin provokasyonu olarak da meydana gelebilir. Hangisi olursa olsun Okul Yönetimi, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş ve öğrenciye yasaların öngördüğü cezayı vermiştir. Bununla beraber yukarıda söz konusu ettiğimiz gizli el ve gizli güç devreye girmiş, bir grup öğrencinin, Okulun bahçesinde; “Cumhuriyetin Kalesi Kabataş Erkek Lisesi” pankartı açarak “Gençliğe Hitabe”yi okuyup eylem yapmalarını sağlamıştır. Tıpkı 1968’deki ‘öğrenci olaylarında’ olduğu gibi.

Bununla da yetinilmemiş bu eylemin ardından İstanbul Kabataş Erkek Liseliler Derneği Yönetim Kurulu adına;

“…Kamuoyunda paylaşılan ATATÜRK’e yapılan KABUL EDİLEMEZ menfur saldırı görüntüleri ve haberlerden hareketle okulumuzun itibarsızlaştırılmasına yönelik olayları ele almak ve okulumuza sahip çıkmak için … günü saat … de yetkili yöneticileri ile … Cafe’de toplanarak KARANLIĞI EZENLERİN LİSESİ’ne yakışır şekilde dosta düşmana KABATAŞ BİRLİĞİNİ ve KARDEŞLİĞİNİ gösterelim.” şeklinde bir açıklama ile basında adları yayınlanan 10 (on) derneğe toplantı, iş birliği çağrısı yapılmıştır.

84 milyonluk bir ülkede bir öğrencinin yapmış olduğu fevri ve yanlış bir hareket üzerinden “Karanlığı ezmek”, “dost-düşman”, “yobazlık”, “gericilik” vb. kavramlarının kullanılmasındaki amaç, yeni fay hatları oluşturmak ve var olanlara enerji yükleyerek sokak hareketlerine zemin hazırlamaktır.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü ile ilgili yapılan atamadan sonra 81 İl’de bazı Üniversite ve Liselerde yapılan açıklamalarda ve eylemlerde benzer şekilde bir açıklama yapılmış ve bir eylem icra edilmiştir. Bu olaylar dikkatten kaçmamalıdır.

Bu ve benzeri olaylarla Türkiye, bir yerlere götürülmek isteniyor.

ENES KARA’NIN İNTİHARI

Bilindiği gibi, birkaç gün önce, Elazığ- Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara, geride bir video bırakarak bir apartmanın 7. katından atlayarak intihar etmiştir.

Enes Kara kendisini intihara sürükleyen süreci yaptığı bir video konuşmasında özetlemektedir:

“Ya nerden başlasam bilemiyorum şöyle diyim tıp okuyorum ve notlarım berbat bir durumda elimden geldiğince çalışıyorum ama olmuyor(ki çalışmak için pek de vaktim olmuyor ilerde anlatacağım) sınıfı geçemeyeceğim bu gidişle.

Hadi daha kolay bir üniversiteye geçtim mezun olunca TUS var köpek gibi çalışman gerekiyor hadi ona da çalıştım sonra asistan oluyorsun ve mobbinge maruz kalıyorsun, uzun sürelerde sıkça nöbet tutuyorsun, psikolojik-fiziksel şiddete maruz kalabiliyorsun daha da uzar kısacası insancıl şartlarda çalışamıyorsun, gençliğini çürütmenin, emeklerinin karşılığını alamıyorsun ve sorunlar uzman olunca da bitmiyor bitse bile hayatımın önümdeki 10 yılına tekabül ediyor bu süre, aldığın maaş da 8k falan hadi 10 olsun yoksulluk sınırını bile geçemiyor.

Tıp okuyan konuştuğum herkesin hedefi yurt dışına gitmek zaten internette azcık araştırırsan az buçuk anlarsın doktorların durumunu. Bunlara ek olarak dersleri anlamıyorum ilgim alakam falan da yok tıpa karşı. Başka bölüme geçsem başta işsizlik ve düşük maaş olmak üzere bir sürü başka sorun, devlette çalışmak istesen torpilin yoksa mülakatta eliyorlar falan falan.

Düzgün bir iş falan bulsan bile ülkenin ekonomik durumu ortada herhangi bir gelişmiş ülkede ortalama bir insandan çok daha fakir olacaksın. Köle gibi çalıştırıp kıt kanaat geçinip buna “hayat” diyeceksin. Ha paraya düşkün bir değilim ama çabalarının karşılığını Türkiye’nin süper güç olduğunu, geçmişin çok daha kötü olduğunu söyleyip duran aptal insanlar ( çevrende böyle düşünen biri varsa kusura bakma ama benim ailemin tamamı böyle)oldukça asla alamayacaksın. Sen de bunları biliyorsun, anladığım kadarıyla benzer bir durumdasın, gelecek kaygısını sürekli yaşıyorsun zaten Türkiye’de hiçbir genç geleceğe umutla bakamıyor ve ülkenin en büyük sorunlarından bu zaten. 

Bu ilk sorundu bir de ailem var. Ben yaklaşık 11. sınıftan beri Müslüman değilim ailemse tam tersi Türkiye’deki en yobaz ailelerden biri. En basitinden dayım 10 yıllık sevgilisi ile sırf saçı açık diye evlenememişti.

Şu an onların zoruyla cemaat yurdunda kalıyorum kalıyorum. Lisede ve ortaokulda yine böyle medreselere sıkça geliyordum bazı tatillerde yatılı kalıyordum. O zamanlar da istemiyordum ama ailem zorluyordu ve haftada 1-2 gün geliyordum ya da yılda 1-2 hafta yatılı kalıyordum çok da zor değildi bir de en fazla üniversiteye kadar gelirim zaten diye düşünüyordum. Burada vakit namazları zorunlu. Cemaat şeklinde kılıyoruz namazdan sonra ders var vs. 30 dk. sürüyor yaklaşık her vakit, günlük 1 saat burada olan kitaplardan okuman zorunlu haftanın 3 günü cemaat dersine katılman zorunlu yemekleri yine öğrenciler yapıyor, haftanın 1 günü temizliği yine biz yapıyoruz. Sabah namazıyla uyanıyorum, okula gidiyorum geliyorum, akşam namazı, yemek, okuma, yatsı namazı, cemaat dersi sonra saat 10 zaten ertesi gün tekrar 6.30 gibi tekrar namaza uyanıyorum. Pazartesileri böyle, diğer günler de cemaat dersi yok bir tek 8 d e serbest oluyorum, hafta sonu da benzer yine 3 saat gibi bir şey kalıyor ve kalan zamanda adam akıllı ders de çalışamıyorum çünkü psikolojik olarak yorgun oluyorum.

Bu 2 sorunu ayrı ayrı düşününce aslında katlanılamayacak şeyler değil ama bunları birleştirince tüm yaşama sevincimi alıyor, özgür hissetmiyorum kendimi 24 saatten kendime ayırabildiğim 3 saat falan.

Buna ek olarak dönem sonlarında okuma programı oluyor 1 hafta boyunca sabahtan akşama kadar buradaki kitaplardan okuyorsun telefonuna falan da el koyuyorlar. Düşünsene bir dönem buna katlanıyorsun sonra ara tatil diye seviniyorsun ama yok zorla okuma programı var. Yazarken bile kötü oluyorum. Her günüm stresle geçiyor, saçım dökülüyor arada beyazlar var (bir süredir okulu saldığım için eskisi gibi değil gerçi artık).

19 yaşımı asla böyle hayal etmemiştim.

Anlıyor musun bu şekilde yaşamaya katlanamıyorum. Bu şekilde yaşamaya mezun olana kadar katlansam bile ne ailemin baskısı bitecek ne de yaşamaya değer bir hayatım olacak. Ha, belki iyi bir hayatım da olur ilerde doktorlar daha insancıl şartlarda çalışır ve ailem bir şekilde anlayışla karşılar ya da ailemle bağımı keser ve başka bölüme geçerek içinde bulunduğum durumdan kurtulabilirim ama bunu yapmak için herhangi bir motivasyon ya da yaşama sevincim de kalmadı artık
Son zamanlarda tek düşündüğüm 2 kız kardeşim.
Onlar benden daha fazla baskıyla büyüyecekler en basitinden şu an biri lisede ve ortaokulu imam hatipte okudu ve liseyi imam hatipte okumak istemedi. Ama onun fikrinin ne önemi var ki şu an ailemin zoruyla imam hatipte okuyor yine. Yarın öbür gün açılmak isterse? Ya da benim gibi dinden çıkarsa? Hayat on(lar)a da zindan olacak benim gibi.”

Enes Kara’nın Vidosundaki konuşması ve intihar etmesinden sonra ailesinin, arkadaşlarının yaptığı konuşmaları değerlendirdiğimiz zaman Enes olayının beş önemli boyutunun olduğunu görmekteyiz:

  1. Boyut: Enes’in Aile Yapısı ve Enes’in Ailesi ile Olan İlişkileri
  • Enes ailesi ile ciddi iletişim sorunu yaşamaktadır.
  • Enes, “Yaklaşık 11. sınıftan beri Müslüman değil ve Dinden çıkmıştır.”

Enes’e göre ailesi “Türkiye’deki en yobaz ailelerden biri”; “Babası bir cemaate mensuptur.” Aile baskısından dolayı (!) kız kardeşlerine de “Hayatın kendi hayatı gibi zindan olacağına” inanmaktadır.

  • Aile, Enes’in ifadesi ile “Çok dindar fakat kendisi Ateisttir.” “Ailesinin bundan haberi yoktur.” “Aile dini konularda hem kendisine hem de iki kız kardeşine ve dayısına baskı yapmaktadır.”
  • “Kız kardeşlerinden biri istememiş olmasına rağmen İmam Hatip Lisesine zorla gönderilmiştir.”
  • Enes’in ailesinin ekonomik durumu iyidir.
  1. Boyut: Enes’in Kaldığı Öğrenci Evi
  • Enes, ailesinin “kendini koruması” amacıyla yerleştirdiği öğrenci evinden” “hiç memnun değildir.”
  • “Cemaatle namaz kılmak”, “kitap okumak”, “evde yemek yapmak” ve “evi temizlemek” istememektedir.
  • “Evde düzenlenen programlardan hoşlanmamakta ve fakat katılmaktadır.”
  • Zaman zaman “Telefonunun elinden alınmasına” tepkilidir.
  • “Evde düzenlenen programlardan dolayı ders çalışamamaktadır.”
  • “Psikolojik olarak yorulmakta” ve “kendisini özgür hissetmemektedir.”
  1. Boyut: İstemediği ve Sevmediği Tıp Fakültesinde Okumak
  • Enes, “Tıp okumak istememiş ve fakat ailesi onu tıp okumaya zorlamış ve tıbba yerleştirmiştir.” “Tıpa karşı ilgi ve alakası yoktur.”
  • Tıpta derslerine çalışmasına rağmen “Notları berbat durumdadır.” “Sınıfı geçemeyeceğinden korkmaktadır.” “Derslerini anlamamaktadır.”
  • Mevcut üniversiteden daha kolay olduğunu düşündüğü bir üniversitenin tıp fakültesine gitmeyi düşünüyor ve fakat çözüm olarak görmüyor.
  • Enes’e göre, “Tıpta gelecek yok!” kendisi için, çünkü, “TUS var”, “Köpek gibi çalışmak gerekiyor.”
  • “TUS’u kazandıktan sonra asistan olunuyor ve mobinge maruz kalınıyor.” “Uzun surelerde sıkça nöbet tutuluyor.”, “Psikolojik şiddete maruz kalınabiliyor.”, “İnsancıl şartlarda çalışılmıyor.”, “Gençliğini çürütmenin” bir anlamı yok. “Emeklerin karşılığı alınamıyor.”
  • “Sorunlar uzman olunca da bitmiyor.”, “Hayatın on yılına tekabül ediyor, bu sure.” , “Alınan maaş, yoksulluk sınırını bile geçemiyor.”
  1. Boyut: Geleceğe Umudunu Kaybetmek
  • Enes’e göre, “Tıp okuyan herkesin hedefi yurt dışına gitmek”; “İnternette azıcık bir araştırma yapılsa doktorların durumu anlaşılır.”
  • “Başka bölüme geçse iş bulamamaktan” ve “Düşük maaş almaktan” korkmaktadır.
  • “Devlette torpili olmadıkça iş bulamayacağına” ve “mülakatlarda eleneceğine” inanmaktadır.
  • “Ülkenin ekonomik durumunun iyi olmadığına” inanmaktadır. “Düzgün bir iş bulsa bile herhangi gelişmiş bir ülkedeki ortalama bir insandan çok daha fakir durumda olacağını” düşünmektedir.
  • “Köle gibi çalışıp kıt kanaat geçinmeye” “Hayat denmektedir.”
  • “Paraya düşkün biri olmadığını” ifade ederken “insanların emeklerinin / çabalarının karşılığını alması gerektiğine” inanmaktadır.
  • “Türkiye’nin süper güç olduğunu, geçmişin çok daha kötü olduğunu söyleyip duran aptal insanlar var.” “Buna “Ailesinin tamamı dahildir.”
  • Enese göre “Türkiye’de hiçbir genç geleceğe umutla bakamıyor.” ve “Ülkenin en büyük sorunlarından biri budur.”
  • Mezun olduktan sonra “Ailesinin kendi üzerindeki baskısının bitmeyeceğine” ve “Yaşamaya değer bir hayatının olmayacağına” inanmaktadır.
  • Enes “bütün motivasyonunu” ve “yaşama sevincini kaybettiğini” söylemektedir:

“Ha, belki iyi bir hayatımda olur, ilerde doktorlar daha insancıl şartlarda çalışır ve ailem bir şekilde anlayışla karşılar ya da ailemle bağımı keser ve başka bölüme geçerek içinde bulunduğum durumdan kurtulabilirim ama bunu yapmak için herhangi bir motivasyon ya da yaşama sevincim de kalmadı artık.”

  1. Boyut: Enes’in Kişilik Yapısı, Psikolojik Yapısı

Ailesinin, arkadaşlarının ve kendisinin konuşmalarından Enes’in farklı bir psikolojiye sahip olduğu anlaşılmaktadır:

  • “İçine kapanık”, “sessiz, sakin”
  • “Arkadaş ortamlarına girmez”
  • “Fazla konuşmaz”
  • “Düşüncelerini / itirazlarını açıkça söylemeyip içine atan biri”
  • “Sürekli telefonla oynamakta, meşgul olmakta”
  • “Karamsar, psikolojik olarak yorgun”
  • “Ateist” ve fakat bunu “söylemeyen” ve “gizleyen”
  • “Ateist arkadaşlarının üzerinde etkisi olan”
  • “İnanç olarak şizofren”, “gelgitler yaşıyor.”

Enes Kara olayını yukarıda ifade edilen 5 boyutu göz önüne almadan tek boyuta, kaldığı eve, indirgemek, at gözlüğü takmak olup içerisinde özel bir kasıt taşımaktadır.

Yorumlar, saldırılar gerçeği aramak amaçlı değildir. Kin ve nefretin yayılarak toplumsal bir kaosun çıkması bir psikolojik harekâtın etkin olması için alt yapının oluşturulması istenmektedir.

Enes Kara olayı, bir öğrenci evinde yaşadıkları ile izah edilemeyecek kapsamda karmaşık bir olaydır. Ailesi ile yaşadığı iletişimsizliğin bir etkisi olabilir. Psikolojik sorunlarının yanı sıra Enes’in seçtiği mesleği benimsememiş olması, onda bir gelecek görmemesi de etkili olmuştur. Türkiye’de yaşamaktan zevk almaması ve Türkiye’nin geleceğini iyi görmemesi, yaşama zevkini kaybetmiş olması da ana etkenlerden biri olmuş olabilir. 

Bir başka etkin unsur, sürekli telefonla meşgul olan, teknoloji bağımlısı bir gencin telefonda dolaştığı siteler, izlediği film ve bilgisayar oyunları ve iletişim kurduğu kişilerdir. Geçmişte Türkiye’de, bazı dizi, çizgi film ve bilgisayar oyunlarının izleyenlerini intihara teşvik ettirmesi sonucu bazı gençlerin, çocukların intihar etmiş olmaları gerçeği, Enes vakasında mutlaka göz önüne alınmalı, Enes’in telefon trafiği mutlaka araştırılmalıdır. Onu intihar etmeye yönlendiren bir mekanizmanın olup olmadığı araştırılmalıdır. 

Böyle bir tehlikenin varlığını göz önüne alarak gençlerimizi, çocuklarımızı korumak için seferberlik ilan edilerek kendi kültür ve medeniyet kodlarımıza uygun, çizgi film, bilgisayar oyunları, diziler, müzikler vb… üretilmelidir.

Enes Kara olayını bir öğrenci evine indirgeyerek izah etmeye kalkanların, ortalığı kasıp kavuranların, dine ve dindara saldıranların niyetleri, gerçek anlamda sorgulanmalıdır.

Bunun için Enes’in ölümünden sonra babası Mehmet Kara’nın ve annesi Hatice Kara’nın ve aile avukatının yaptığı açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir. Türkiye’de yürütülen psikolojik harekâtın vahşi ve pis boyutuna ışık tutması bağlamında bunun önemli olduğuna inanıyoruz:

Baba Mehmet Kara: “Çocuğumun iman zayıflığını fark ediyordum ama Ateist olduğunu çektiği videodan öğrendim. Evladım Enes’i manevi boşluğa / ölüme cemaat değil, Ateist arkadaşları sürükledi. Bunun için cemaatten şikâyetçi olmayacağım.”

“Her anne baba evladının ölümüne üzülür ama bu üzüntünün yanında aile değerlerimize ve inançlarımıza saldırının olması bizi daha da perişan etti.”

Anne Hatice Kara: “Yobazlık ve gericilikle itham edildik. İnsaf sınırları aşılarak, katil olarak dahi itham edildik. Evladını kaybetmiş acılı bir aile nazarıyla muamele görmemiz icap ederken, siyasi malzeme konusu edildik.”

Ailenin avukatı: “Enes Kara’yı alet ederek prim elde etmeye çalışanlara müsaade edilmeyecek. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçlarından gerekli hukuki süreç takip edilecek.”

Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi olarak; Allah, kimseyi canına kıyacak kadar çaresiz ve bunalım içinde bırakmasın, diyoruz. Allah anne-babasına, yakınlarına ve tüm sevenlerine sabırlar versin…

Onu kendi canına kıyacak kadar çıkmaza sürükleyen sosyal ve psikolojik sebepler, uzmanlar tarafından araştırılmalı “aileyle, çevreyle, yurtlarla ve eğitimle ilgili sorunlar” –varsa- ortaya konmalı ve böyle bir olayın bir daha vuku bulmaması için gerekli tedbirler, en kısa zamanda devlet tarafından alınmalıdır… Araştırmalar sonucunda görevi ihmal –varsa- gereği yapılmalıdır.

Bir anne babanın çocuğunun inançsızlık bataklığına düşmemesi için onu korumak amacıyla tanıdığı bildiği bir öğrenci evine yerleştirmesinde öncelikle sorgulanması gereken, Türkiye sisteminin çocukları, gençleri nereye doğru sürüklediğidir. Türkiye’de gençlerin Ateizme, Deizme, Agnostisizme kaymasının, yönelmesinin, yöneltilmesinin sebebi nedir?

Buna mani olmak için, devletin alması gereken tedbirler nelerdir?

Sürekli Telefonla meşgul olan, teknoloji bağımlısı bir gencin telefonda dolaştığı siteler, izlediği film ve bilgisayar oyunları onu intihara yöneltmiş olamaz mı?

Bu konunun araştırılması, sorgulanması ve gençlerimizi, çocuklarımızı korumak için seferberlik ilan edilerek kendi kültür ve medeniyet kodlarımıza uygun, çizgi film, bilgisayar oyunları, diziler, müzikler…üretilmesi gerekmektedir.

Giriş bölümünde verdiğimiz 8 ölüm vakasından sadece birinin üzerinde duran, yaygara koparak, kaos ilan eden, en olmadık hakaretleri yapanların niyetlerini, amaçlarını ve düşüncelerini yol boyu bundan böyle sorgulayacak ve kendilerine gereken cevap verilecektir.

Bu çifte standart ve ikiyüzlülük neden?

Cihat Kısa’nın tüm Müslüman ve Hristiyanlara hakaret etmesine, aşağılamasına ve Sezen Aksu’nun tüm dünya Müslümanlarını aşağılamasına ses çıkarmayanlar, hangi hak, hukuk, adaletten, vicdandan bahsetmektedirler.

Enes Kara olayı medyada, sosyal medyada alabildiğine istismar konusu edilirken, Cemaat yurdunda kalan tıp öğrencisi Enes Kara’nın intiharı dipsiz kuyunun lâğım kokan sularını bir kez daha fokurdattı.” diyecek kadar seviyesizleşenlerin, geçmişte en pis ifadeler kullanarak dini hassasiyet olan kesimleri tahrik edip sokağa çekmeye çalışanların, o kırılma dönemlerinden sonra kimler tarafından nasıl kullanılıp bir kenara atıldıklarını, bugün bu ifadeleri kullananlar unutmasınlar.

Bu pis, yoğun, çirkef bir psikolojik harekatı başlatanların istediği, toplumun farklı kesimlerini sokağa çekerek Türkiye’de bir kaos çıkarmak, Boğaziçi Kadife Darbe Süreci’ni bir ileri aşamaya taşımaktır.

Bu gerçeğin bu ülkeyi seven herkes tarafından görülmesi zorunludur.

O nedenle STK’ların, Cemaat, Tarikat, Vakıf, Dernek ve Yurt vb. kuruluşların yetkilileri, kendilerine emanet edilen gençlerin Ateizm, Deizm, Agnostisizm vb. hastalıkların pençesine düşmemesi için daha çok gayret sarf etmelidirler… Mekânlarının durumunu, sosyal ve kültürel etkinliklerinin yeterli olup olmadığını, gençlerin barınma, dinlenme, ders çalışma, giriş ve çıkış şartlarını, eğitim müfredatlarını, internet ve iletişim durumlarını, hülasa her yönüyle günün şartlarına göre yeniden gözden geçirmelidirler.

Çünkü;

“Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz Kitabı okumaktasınız. Yine de akıllanmayacak mısınız?”(2 Bakara 44)

Kendi değerlerine yabancı, Batı hayranı nesiller yetiştiren eğitim sisteminin bu vesile ile gözden geçirilmesi; kendi kültür ve medeniyet değerlerine uygun yeni bir eğitim sisteminin yapılandırılması çalışmalarına hız verilmesi gerekir.

HENÜZ VAKİT VARKEN!

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir