KAVRAMLARI KULLANIRKEN DİKKATLİ OLMAK: SALGINDA MÜSLÜMANLAR ARASINDA SOSYAL MESAFE DEĞİL FİZİKSEL MESAFE OLMALIDIR

0

KELİMELERİN ANLAM ALANLARI

“Allah, Adem (ilk insan, ilk peygamber, insanoğlu)’e isimlerin hepsini öğretti.”

(2 Bakara 31) İnsanoğlu hayatı boyunca, haberleşmenin, iletişimin, karşılıklı anlaşmanın aracı olarak değişik kelimeleri, kavramları türetmiş, kullanmıştır. Kelimeler, yalnızca bir konuşma aracı değil; aynı zamanda, toplumun içinde bulunduğu durumu, dünya görüşünü, sistemi, kültür ve medeniyet kodlarını algılayıp değerlendirebilme aracıdır da. Toplumun ilişkileri, davranışları, anlayışları, kültür ve yaşantısı hakkında bilgi verirler. Dolayısıyla kelimeler/kavramlar, hem bir zihinsel yapı inşa eder hem de onu korur ve diri tutar.

Bazı kelimeler tek anlamlı, bazıları ise birden fazla anlamlıdır. Ayrıca bazı kelimelerin yalnızca sözlük anlamları (esas anlam) vardır. Esas mana, kelimenin her zaman taşıdığı asıl manadır. Bazı kelimelerin sözlük anlamlarının yanısıra, sözlük anlamlarından daha öncelikli olarak kullanılan bir başka anlamları daha vardır. Bunlara ıstılahı/terim/izafî anlam/anlamı denmektedir. Kelimenin ıstılahı manası, kelimenin içinde bulunduğu sistemden ve bu sistemdeki diğer kelimelerle kurduğu ilişkiden doğan özel bir anlamdır. Genel olarak bir sistem içinde yer alan bu tür kelimelere “anahtar kelime” adı verilmektedir. Bazen de bir anahtar kelime merkezi konum alarak birçok anahtar kelime ile bir etkileşim alanı meydana getirir. Bu anahtar kelime “odak anahtar kelime” olarak anılır.

Toplumun dünya görüşünde, düşünce dünyasında, değer algısında meydana gelen değişimler, dile ve kavramlara/kelimelere yansır. Buna “dilde zaman faktörü” / “Dilde Dinamik ve Statik Olgu” denmektedir.

Konfüçyüs’e, ‘Toplumun kaderi senin eline verilirse onu düzeltmek ve iyileştirmek için ne yaparsın?’ diye sormuşlar. Konfüçyüs’ün cevabı; İlk işim isim ve kavramları değiştirmek olacaktır.  Çünkü toplum, isim ve kavramları yanlış tabir etmek ve kullanmakla bozulur. şeklinde olmuştur. Rahmetli Cemil Meriç ise Kaynaklarından kopan bir intelijensiyanın kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmaktır…” der.

Tanzimat ve Islahat hareketlerinden buyana meydana gelen bu kavramsal değişim psikolojik savaşın / harekâtın sonucudur. Psikolojik savaş, muhatabın zihni üzerine yoğunlaşmış, iradesini çözmeye, suçlu olduğuna inandırmaya ve teslim almaya dönük bir savaş olarak, muhatabın teslim alınıp eğitilmesi ve öngörülen sisteme (eski veya yeni) kazandırılmasını hedefler. Bu amaçla, diğer psikolojik savaş faaliyetlerinin yanısıra, o inanç veya düşünce sistemindeki temel kavramların anlamları çarpıtılarak, anlam alanlarının içi boşaltılarak halk yanıltılmaya çalışılır. Onların yerine toplumun kendi değer sistemi ile kültür ve medeniyet kodları ile çatışan yeni kavramlar yerleştirilmeye çalışılır.

Hedef düşünce sisteminde / kültür ve medeniyet kodlarında önemli olan ana kavramlar, çarpıtılır, anlamsal alanı bölünür, parçalanır ve bütünlüğü ortadan kaldırılarak anlam alanı daraltılır. “Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerinden saptırırlar.” (5 Maide 13) ayetinde dikkat çekilen tehlike budur.

Türkiye’de Aile hukuku ile ilgili yasalarda “nikâh” yerine “evlenme akdi”, “evlenme merasimi” / “töreni” denmiş olması, nikâh kavramını itibarsızlaştırma amaçlıdır. Keza “nikâhsız birliktelik” kavramsallaştırılmasına “seviyeli birliktelik” denmiş olması, “partner” / “nikâhsız birlikte yaşanan kişi”, “sözde namus” kavramsallaştırmaları hep aynı amaçlıdır. Bu kavramsallaştırmalarla zina meşruiyet kazanıyor, metres hayatı itibarlaştırılıyor; nikâh kıydıranlar da seviyesizleştirilmiş (!) oluyor.

Koranavirüs salgını ile biyolojik ve psikolojik savaşı başlatıp yürüten merkez, pek çok kavram üretip dünya insanlığına, psikolojik savaşın kurallarına uygun olarak sunmakla ve ısrarla tekrarlamakla aynı zamanda sosyolojik savaşı da yürütmektedir.

Bu süreçte öne çıkarılan kavramlardan önemli kavramlardan biri de SOSYAL MESAFE kavramıdır.

KİMLİK, TOPLUM, SOSYALLEŞME VE SOSYAL MESAFE

Değerler sistemi, kim olduğumuzu ve kimlerden olduğumuzu, nereden gelip, nereye gittiğimizi cevaplandırır. Soruların cevapları, tek ferdin malı olmaktan çıkıp fertlerin ortak doğruları olduğu zaman topluluk; fertlerin toplamı -yığın- olmaktan kurtulup toplum olmaya hak kazanır. Fertler arasında ortak değerler arttıkça bütünleşme sağlanır. Kader birliği oluşur. Hayat, ortak paydalar etrafında şekillenir. Yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkar. Gelenek, görenek, örf, adet, töre, yazılı olan ve olmayan hukuk, ekonomi, eğitim, ahlâk özetle her şey ana değerler sistemine göre oluşur ve gelişir. Bütün bunlarla örtüşen bir kültür ve medeniyet meydana gelir.

İnsanın bir değer sistemine / bir kültür ve medeniyet sistemine tabi olması ile başlayan değişimi, kendisinin başkaları ile aynileşmesine ya da farklılaşmasına neden olur. Bu, insanın kendini yeniden tanımlaması ve konumlandırmasıdır. Bu aşamada “ben ve öteki” vardır. Fertler arasındaki etkileşimin yönüne bağlı olarak “ben ve ötekiler” ya da “biz ve ötekiler” meydana gelir.

Toplum, bir kimliğin maddi ve manevi tezahürüdür.

Kimlik, konumlanma, aidiyetin ve tasnifin ortak paydalara göre yapılışıdır. Bir özdeşleşmedir. Kazanılan ortak özelliklerin bütünleşmesi, güven duygusunun oluşumudur. “Farklı” oluştur, “farklılık” şuurudur. Kendinden beklenen rollerin istenerek yapılmasıdır. Değerlere, kurallara, daha genel ifade ile kültür ve medeniyete severek, isteyerek gönül huzuru ile kesin ve emin bir inançla bağlanıştır.  

Sosyoloji sözlüklerinde ‘Sosyalleşme (Toplumsallaşma), fertlerin gerek toplumun norm ve değerlerini içselleştirerek, gerekse toplumsal rolleri (işçi, arkadaş, yurttaş vb. olarak) yerine getirmeyi öğrenerek, toplum üyeleri haline gelmeyi öğrenme süreci olarak’ tanımlanmaktadır. Bu süreçte fert, toplumun yeni bir üyesi olmakta, belli bir toplumda yaşamasını mümkün kılan tutum ve davranışları, toplumsal kurallara uygun davranmayı, yaşamayı, kimliği ve kişiliği kazanmakta ve gereklerini yerine getirmektedir.

Sosyalleşme bu olduğuna göre, koronavirüs salgını sürecinde korunma amaçlı olarak kullanılan “sosyal mesafe” ne anlama gelmektedir?

Aynı toplumu, aynı değer sistemini, aynı kültür ve medeniyeti kabul etmiş ve içselleştirmiş fertlerden bir kriz anında birbirlerine “sosyal mesafe” koymalarını istemenin anlamı nedir?

Sosyal mesafe (Social distance) değer sistemi, inanç sistemi, farklı kültür ve medeniyete mensup insanlar arasındaki ilişkinin düzeyini belirleyen sosyolojik boyutunun/uzaklığının yanı sıra, psikolojik mesafeyi / duygusal mesafeyi (Psychological distance / emotional distance), bilişsel mesafeyi (Cognitive distance) ve “fiziksel mesafeyi/ bedensel uzaklığı” (Physical distance) da içeren bir kavramdır.

Bir salgın döneminde aynı dine, aynı millete, aynı kültür ve medeniyete ve aynı aileye mensup insanlar arasında sosyal mesafe değil fiziksel mesafe olmalıdır. Birbirimize hastalığın gerektirdiği fiziksel mesafeyi koruyarak yardım etmeli, ruhumuzla, duygu ve düşüncelerimizle bir ve bütün olmalıyız. Sosyal mesafeyi sıfırlarken fiziksel mesafeyi artırmalıyız. “Fizikî olarak bir arada olamasak da, gönüllerimiz bir olsun.” diye kullanılan tabir, bugünlerdeki tutum, tavır ve davranışlarımızın nasıl olması gerektiğinin bir özetidir. Bu yaklaşım, Müslüman tasavvurun, kendi medeniyetinin insanlarıyla sosyal mesafeyi hiç açmadığının bir göstergesidir.

Filistin’de, Myamar’da, Bangladeş’te, Çin’de, Keşmir’de veya dünyanın herhangi bir yerinde var olan Müslümanlarla fiziksel mesafemiz çok fazla olmuş olmasına rağmen, onların herhangi bir sorunu olduğunda seferber olmamız, Müslüman oluşun inşa ettiği sıfır sosyal mesafe anlayışının bir sonucudur…

Müminlerin birbirlerinin kardeşi ve velisi olması (9 Tövbe 71), aralarında sosyal mesafenin olmaması gerektiğinin en güzel işaretlerinden biridir.

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz Onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. …” (3 Al-i İmran 103) ayetinde sosyal mesafe sınırlarını kaldırmanın yolunun “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak” ile olabileceği ifade edilmektedir.

Hz. Muhammed (sas.)’in “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misâli, bir bedenin misâlidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.” [(3336)- Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66, (2586).] hadisinde müminleri bir bedene benzetmiş olması, sosyal mesafenin sıfır olması gerektiğinin bir ölçüsü olarak değerlendirilmelidir.

Sosyal mesafe ve fiziksel mesafe ilişkisine ilişkin Kur’an-i Kerim’de çok önemli, dikkat çekici, eğitici ve öğretici örnekler vardır:

Hz. Nuh ve Oğlu

Hz. Nuh’un oğlu Allah’a ve Hz. Nuh’un peygamberliğine iman etmemiş ve bu nedenle Hz. Nuh’un gemisine binmemiş, yapılan teklifleri de ret etmiştir. Böylece babası ile arasına hem sosyal mesafe hem de gemiye binmeyerek fiziksel mesafe koymuştur:

“(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzmekteyken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: «Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma.»

(Oğlu) Dedi ki: «Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur.» Dedi ki: «Bugün Allah’ın emrinden, esirgeyen olan (Allah) dan başka bir koruyucu yoktur.» Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

Denildi ki: «Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.» Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cûdi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: «Uzak olsunlar» denildi. (11 Hud 42-44)

Hz. Nuh ise bir baba olarak oğlu ile arasındaki sosyal ve fiziksel mesafeyi kaldırmak istemektedir. Bu nedenle oğlunun kurtuluşu için Allah’a yalvarmaktadır:

“Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: «Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vaadin de doğrusu haktır. Sen hâkimlerin hâkimisin.» (11 Hud 45)

Allah’ın verdiği cevap, Allah’a ve sana iman etmeyenler, senin evladın bile olsa ailenden değildir. Aranızda sonsuz sosyal mesafe vardır. “Cahillerden olma!”:

“Dedi ki: «Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.»

Dedi ki: «Rabbim, bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.»” (11 Hud 46-47)

Hz. Musa ve Samiri

Kur’an’da sosyal mesafe ile ilgili ilginç örneklerden biri de Hz. Musa ile Samiri arasındaki ilişkidir (20 Taha 85-98). Kur’an’dan anlaşıldığı kadarı ile Samiri, özel bilgi ve yeteneğe sahiptir. Puta tapan bir ülkeden, Mısır’dan Hz. Musa’nın önderliğinde hicret eden İsrailoğulları, Hz. Musa’nın bütün mucizelerini, görmüş olmalarına rağmen yıllarca yaşadıkları putperest dünyanın şuuraltlarında meydana getirdiği etkiden kurtulamadıkları, Samiri’nin yaptığı “böğürmesi olan bir buzağıya tapmaya” başlamış olduklarından anlaşılmaktadır. Belli ki Samiri’nin yaptığı put, o günün şartlarında çok özel ve ileri teknoloji ürünüdür ki halk, gördüğü olağanüstülük karşısında Hz. Musa’nın gösterdiği o büyük mücizeleri bir an için unutup, şuuraltındaki tortuların etkisi ile “altından yapılmış buzağıya” tapmaya başlayarak şirke bulaşmışlardır.  Böylelikle Samiri, Hz. Musa’nın inşa etmeye çalıştığı tevhid inancına karşı şirki, İsrailoğulları arasında yayarak kendisi ile İsrailoğulları arasındaki sosyal mesafeyi küçültmüş ve fakat Hz. Musa ve Harun ile hem kendinin hem de İsrailoğullarının arasındaki sosyal mesafeyi büyütmüştür. İsrailoğulları Samiri’nin inşa ettiği puta tapmaya başladıklarında Hz. Harun’un bütün müdahalelerine kulak asmayarak Harun’la olan sosyal mesafeyi büyütmüşler ve fakat Samiri’nin dediklerini yaparak Samiri ile sosyal mesafelerini küçültmüşlerdir. İsrailoğulları ile hem Harun’un hem de Samiri’nin fiziksel mesafesi aynı olmasına karşılık sosyal mesafelerinde çok ciddi bir ayrışma meydana gelmiştir.

Hz. Musa kavmine geri döndüğünde öncelikle hem kardeşine hem de halkına sitemde bulunmuş, şikâyetçi olmuş; sonra da Samiri’yi sorgulamıştır:

“(Musa) Dedi ki: «Ya senin amacın nedir ey Samiri?»

Dedi ki: «Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.»”( 20 Taha 95, 96)

Samiri’nin verdiği bu cevap üzerine Hz. Musa, Samiri’yi kovarak, inşa ettiği putu yakarak, paramparça ederek Samiri ile arasına hem fiziksel hem de sosyal mesafe koymuştur:

“Dedi ki: «Haydi çekip git, artık senin hayatta (hak ettiğin ceza: «Bana dokunulmasın!») deyip yerinmendir.» Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.» (20 Taha 97)

«Sizin ilahınız yalnızca Allah’tır ki, Onun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.» (20 Taha 98) ayeti, iman edenlerle etmeyenler arasındaki sosyal mesafenin en temel kriterlerinden biridir.

Ashab-ı Kehf

Ashab-ı Kehf, Allah’a iman ederek içinde yaşadıkları toplumun inanç sisteminden kopmuşlar, toplumları ile aralarına büyük bir sosyal mesafe inşa etmişlerdir. İnşa edilen sosyal mesafe, değer sistemleri arasındaki çatışmanın kaçınılmazlığından dolayı, kendilerini toplumlarının zulüm ve baskısından kurtarabilmek için bir de fiziksel mesafe koymaları gerektiği kanaatine vararak dağlara çekilmişlerdir:

 “(İçlerinden biri demişti ki:) «Madem ki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız (Sosyal Mesafe, UKMH), o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da (Fiziksel Mesafe, UKMH) Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.» (18 Kehf 16)

Bizim kültür ve medeniyet kodlarımıza göre Müslümanlar arasında sosyal mesafe olmaz, olamaz. Koranavirüs salgını ile birlikte öne çıkarılan sosyal mesafe kavramsallaştırması, Müslümanı ben merkezli yapan, bireyselleştiren ve insanlar arası ilişkileri zedeleyen, zayıflatan, dayanışmayı eriten; insanı ailesine, toplumuna, kültür ve medeniyetine yabancılaştıran bir kavramdır.

O nedenle başta siyasiler, TV programcı ve (haber) spikerleri, eğitimciler olmak üzere bu ülkenin hiçbir ferdi koronavirüs salgınından dolayı “aranıza sosyal mesafe koyun” kavramsallaştırmasını kullanmamalıdır.

Batı’dan dünyaya yayılan bu ve buna benzer kavramların tümü YENİ ZULÜM DÜZENİNİ (YENİ DÜNYA DÜZENİ / DİJİTAL DÜNYA DÜZENİ) zihinlerde inşa etmek amaçlı üretilip servis edilmektedir.

Bilim Kurulu bu kavramlara karşı duyarlı olmalı, yöneticileri ve toplumu uyarmalıdır.

HENÜZ VAKİT VARKEN!

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir