AB Uyum Yasaları ve İstanbul Sözleşmesi İNANÇ SİSTEMİMİZE, KÜLTÜR VE MEDENİYETİMİZE SAVAŞ İLANIDIR

0

Diyanet İşleri Başkanının hutbesi nedeniyle Türkiye’de başlatılan tartışmaya AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Twitter üzerinden “lgbtihaklarıinsanhaklarıdır” etiketini kullanarak;

“Avrupa Konseyi’nin tüm üyeleri gibi Türk makamları da nefret söylemine veya LGBTİ’lilere karşı herhangi bir ayrımcılığa gerekçe göstermek için kültürel, geleneksel veya dini değerleri kullanmama tavsiyelerine uymalıdır.” “…Türkiye’nin, Avrupa Konseyi’nin ayrımcılığa karşı 12. protokolünü onaylaması gerekir.” şeklinde yaptığı açıklama ile müdahil olmuştur.

Böyle bir Türkiye’nin bağımsızlığından söz edilebilir mi?                       

AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor’un “…LGBTİ’lilere karşı herhangi bir ayrımcılığa gerekçe göstermek için kültürel, geleneksel veya dini değerleri kullanmama tavsiyelerine uymalıdır.” göre inanç sistemimize, kültür ve medeniyet kodlarımıza bir savaş ilanı vardır. Amor, bizi biz yapan 3 ana noktaya saldırıyor: 1. Kültür, 2. Gelenek, 3. Dini değerler.

AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor’a böyle konuşabilme hakkını, İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan üye ülkeleri izleme ve denetleme birimi olan Grevio’ya ilişkin maddeler (Madde 66-70) ile cinsel yönelimi ve rıza temelli zinayı onaylayan maddeler (Madde 3,4,12, 36,42,46,48,55,59) vermektedir.

Öyleyse Amor’a kültürel, geleneksel ve dini değerlerimize saldırı hakkını veren bu maddeler nedir, nasıldır? Bunları incelememizde fayda vardır.

Sözleşme’nin 12. ve 42. Maddelerinde, Batı’nın öngördüğü kültürel normlar hariç, diğer milletlerin kabul ettiği, benimsediği, asırların birikimi olarak meydana gelen, zenginleşen kültür, din, adet, gelenek ve törenin “kökünün kazınması” taraflardan istenmektedir:

İstanbul Sözleşmesi Madde 12–1- Taraflar … veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”

“Madde 12-5-Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”

“İstanbul Sözleşmesi Madde 42–1- Taraflar bu Sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya “sözde namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.”

Meseleyi bir bütün olarak ele almadığımız takdirde düşülecek en büyük yanılgı, şiddetin sadece fiziksel şiddet olarak algılanmasıdır. Oysa İstanbul Sözleşmesi’nde  ve ona dayanarak hazırlanan yasalarda “fiziksel şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet, psikolojik şiddet ve sözel şiddet” kavramları geçmekte ve fakat bunların hiçbiri gerektiği gibi tanımlanmamaktadır. Günlük hayattaki birçok söz, tutum ve davranış kolaylıkla şiddet kategorisine sokulabilmektedir. 6284 sayılı Yasa kapsamında açılan davalarda şiddet tanımlarındaki bu muğlaklık etkili olmakta ve insanları geri dönüşü olmayan bir yola sürüklemektedir.

İstanbul Sözleşmesi’ndeki “sözde namus” kavramsallaştırması ile kültür ve medeniyet kodlarımızda çok önem atfedilen namus kavramı aşağılanmakta ve sıradanlaştırılmaktadır.

2011 İstanbul Sözleşmesi, “Kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması”, “Kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi” ifadelerinde yer alan farklı “kültür, din, adet, gelenek, töre ve namus” gibi kavramların “kökünü kazımak” istemekle, bir asimilasyon hareketi amaçladığı anlaşılmaktadır.

AB’nin niyeti, bu ve buna benzer sözleşmelerle muhatap ülkeleri, kültürel olarak çözerek asimile etmektir. kadına karşı şiddet” ve “aile içi şiddet” kavramları, bu amacı gizlemek için kalkan olarak kullanılmıştır/kullanılmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nde,  kadına karşı şiddet” ve “aile içi şiddet” ve benzer kavramsallaştırmalarla ve bu kavramsallaştırmalara yüklenen anlamlarla diğer milletler, dinlerinden koparılıp “Ateizme, Deizme ve Agnostisizme” yönlendirme yapılarak kültür ve medeniyetleri tahrip edilerek bir asimilasyon gerçekleştirilmek istenmektedir.

İstanbul Sözleşmesi, AB tarafından Batılı olmayan ülkelerin kendi kendilerini asimile etme, sömürgeleştirme aracı olarak kullanılmaktadır.

O nedenle İstanbul Sözleşmesi ve onu referans alan tüm yasalar feshedilmelidir.

İstanbul Sözleşmesi her türlü cinsel sapkınlığa meşruiyet tanımaktadır.

İstanbul Sözleşmesi’nin dördüncü maddesinde yer alan “cinsel yönelim” kavramsallaştırılması ile her türlü cinsel sapkınlık, yasal koruma altına alınmıştır:

“Madde 4-3- Taraflar, bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasî veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.”

Cinsel yönelimin kapsam alanı aşağıdaki şekilde verilmektedir (Şekil 1). Bugün LGBTIQ+ cinsel yönelim kapsamında meşruiyet mücadelesi verirken yarın diğer tüm sapkın yaklaşımlar da aynı mücadeleyi, kavgayı vereceklerdir. AB ve ABD bunun en canlı örneğidir.

Gelecek nesiller için en büyük tehlikelerden biri, bu cinsel sapkınlıkların yaygınlaşması olacaktır.

Şekil 1: Cinsel Yönelimin Kapsadığı Tüm Cinsel Sapkınlıklar

İstanbul Sözleşmesi’nin dördüncü maddesine göre Kur’an-i Kerim’de yer alan eşcinsellikle ilgili tüm ayetler (6/86; 7/80-84; 11/70-89; 15/59-77; 21/74-75; 26/160-175; 27/56-59; 29/25-35; 37/133-138; 38/13;  50/13; 54/33-39)  ve hadisler mülga edilmiş olmaktadır.

O nedenle İstanbul Sözleşmesi ve onu referans alan tüm yasalar feshedilmelidir.

İstanbul Sözleşmesi’nin 36. Maddesi, rıza temelli her türlü cinsel ilişkiye cevaz vererek zina ve fuhşu, suç olmakta çıkarmakta ve yaygınlaşmalarını yasal güvence altına almaktadır:

“Madde 36 – 1- Taraflar aşağıdaki kasten gerçekleştirilen eylemlerin cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır:

a- Başka bir insanla, rızası olmaksızın, herhangi bir vücut parçasını veya cismi kullanarak, cinsel nitelikli bir vajinal, anal veya oral penetrasyon gerçekleştirmek;

b- bir insanla, rızası olmaksızın, cinsel nitelikli diğer eylemlere girişmek;

c- başka bir insanın, rızası olmaksızın, üçüncü bir insanla cinsel nitelikli eylemlere girmesine neden olmak.

2- Rıza, mevcut koşullar bağlamında değerlendirilmek üzere, şahsın özgür iradesi sonucunda gönüllü olarak verilmelidir.

3- Taraflar 1. fıkrada yer alan hükümlerin aynı zamanda iç hukukta kabul edilmiş olan, eski veya mevcut eşlere veya birlikte yaşayan bireylere karşı gerçekleştirilmiş eylemler için de geçerli olmasının temin edilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.”

Sözleşme’nin 36. 46. ve 59. maddelerinde “birlikte yaşanan birey” (partner) kavramsallaştırılması ile “nikâhsız birliktelikler” / “metres hayatı yaşamak” hem aile olarak kabul edilmekte hem de zina / fuhuş meşrulaştırılmaktadır:

“Madde 46 – a -suçun, iç hukukun kabul ettiği eski veya mevcut bir eşe veya birlikte yaşanan bireye karşı, aile fertlerinden biri tarafından, mağdurla birlikte ikamet eden biri tarafından veya yetkisini suiistimal eden biri tarafından işlendiği hallerde;”

Madde 591- Taraflar, ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya birlikte yaşanan bireye bağlı olan mağdurlara, evliliğin veya ilişkinin bozulması durumunda…

2- Taraflar ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya birlikte yaşanan bireye bağlı olan mağdurların ikametgâh nedeniyle….

Böylece aile kavramı, fuhuş hayatı ile iç içe geçirilerek kutsiyeti tahrip edilmektedir. Bu maddelere göre nikâhsız birlikteliklere / hayat tarzlarına karşı en basit ahlâkı bir müeyyidenin dahi uygulanması suçtur. Çünkü sözel ve psikolojik şiddet tanımları ile ahlâkı müeyyide uygulanması imkânsızlaştırılmıştır. 

İstanbul Sözleşmesi’nin 36. maddesine göre Kur’an-i Kerim’de var olan zina ilgili tüm ayetler (4/15, 25; 17/32; 24/2-9; 25/68; 33/30; 60/12; 65/1) ve hadisler mülga edilmiş olmaktadır.

6284 sayılı Aile Yıkım Yasası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4721 Türk Medeni Kanunu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi ve 2011 İstanbul Sözleşmesi referans alınarak hazırlanmıştır. Tüm bu yasa ve uygulama yönetmeliklerinde kullanılan dil, kavramlara yüklenen anlamlar, kavramlara yapılan vurgular ve şiddet kavramına çizilen çerçeve bir psikolojik savaş mantığının ürünü olup inanç sistemimize, aile yapımıza, toplumsal yapımıza, kültür ve medeniyet kodlarımızla ahlâk sistemimize her yönde açılmış bir savaş ilanıdır.

Bizim inançlarımızla, değer sistemimizle kültür ve medeniyet kodlarımızla bağdaşmayan yasa ve sözleşmelerin yapacağı tahribat çok yüksek olacak ve gelecek nesiller çok ağır bedeller ödeyecektir.

O nedenle AB Uyum Yasaları, İstanbul Sözleşmesi ve onu referans alarak hazırlanan tüm yasalar feshedilmelidir.

Henüz Vakit Varken! Yarın Çok Geç Olabilir!

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir