DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ HUTBESİNE KARŞI AÇIKLAMA YAPAN BAROLARI RAHATSIZ EDEN NEDİR? HANGİ KONULARIN TARTIŞILMASINI İSTEMEMEKTEDİRLER?

0

“Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (2 Bakara 216)

24 Nisan 2020 Cuma günü Ankara Hacı Bayram Camii’nde, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Ramazan: Sabır ve İrade Eğitimi” konulu Cuma hutbesi nedeniyle açılan linç kampanyasının ikinci boyutunu bu basın açıklamamızda ele alıp değerlendireceğiz.

İkinci Boyut, Ankara ve İzmir Barolarını Rahatsız eden ne?

Ali Erbaş’ın; “Tüm insanlara sesleniyorum!” derken üzerinde ağırlıkla durduğu, ana nokta; İnsanın Canını, Aklını, Dinini, Malını ve Neslini Koruma” ile ilgili beş temel ilkedir.

Bu beş temel ilkenin korunabilmesi için mücadele edilmesi gereken alanları da özetlemiştir:

  • Pislikle Mücadele,
  • Sigara / Sigara Baronları ile Mücadele,
  • Alkol /Alkol Baronları ile Mücadele,
  • Kumar / Kumar Baronları ile Mücadele,
  • Uyuşturucu Madde Kullanımı / Uyuşturucu Baronları ile Mücadele,
  • Zina / Fuhuş ve Fuhuş Baronları ile Mücadele,
  • Eşcinsel Yaşam Tarzı ve Eşcinsel Baronlarla Mücadele,
  • Irkçılık / Irkçılığı Savunan Baronlarla Mücadele,
  • Sömürgecilik ve Sömürgeciliği Savunan Baronlarla Mücadele,
  • Kul Hakkına Riayet Etmeyenlerle Mücadele,
  • Teröre Silâh Sağlayanlar ve Silâh Baronları ile Mücadele,
  • Faizciler, Tefecilerle Haksız Kazanç Sağlayanlarla / Faizci, Tefeci Baronlarla Mücadele,
  • “Tanrıyı Kıyamete Zorlamak İçin Kaos Çıkaranlarla / Armagedoncularla / Evangelistlerle / Dünyayı Kaosa Sürüklemek İsteyen Baronlarla Mücadele,
  • “Tanrı Krallığını İnşa Adına” Dünyayı Kaosa Sürüklemek İsteyen Baronlarla / İblis ile / 3’ler / 13’ler / 33’ler / 300’ler Komitesi ile Mücadele.

Diyanet İşleri Başkanının açıklamasından dolayı Başkana savaş açan Baro Yönetimleri, bu geniş çerçeveyi nasıl olur da göremez ya da görmek istemez?

Sadece ve sadece zinaya ve onun en pis şekli eşcinselliğe karşı mücadele edilmesine odaklanır, zinayı ve eşcinselliği doğal kabul edip savunur.

Başkanın tüm insanlığı mücadele etmeye çağırdığı diğer alanlar için baro yönetimlerinin düşüncelerini öğrenmek kamuoyunun en doğal hakkı olduğu için Baro yönetimlerini yukarıda yer alan tüm konularda açıklama yapmaya davet ediyoruz.

Diyanet İşleri Başkanının yaptığı konuşmaya karşı Ankara ve İzmir Barolarının yaptığı açıklamaların muhtevasını incelemek ve tartışmaya açmakta fayda görüyoruz:

ANKARA BAROSUNUN 1. BASIN AÇIKLAMASI, 26. 4. 2020:

  • “İnsanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef göstermek”,
  • “Sesi çağlar öncesinden gelen şahıs”,
  • “Söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüret”,
  • “Anılan şahsın içinde bulunduğu takvim yılında yaşamasına rağmen bundan sekiz dokuz nesil önceki büyükleriyle aynı zihinsel ve dogmatik sınırlara sahip olmak”,
  • “İnsan onuruna karşı gösterdiği büyük direniş”,
  • “Çocuk tecavüzlerine gözlerini kapamak”,
  • “Kadın düşmanlığının manevi zeminini dini söylemlerle meşrulaştırma”,
  • “(Erbaş’ın) Deprem, LGBTİQ+ kadın ve çocuk söylemleri”,
  • “Halkı ellerinde meşalelerle meydanlarda cadı diye kadın yakmaya davet etme”.

  ANKARA BAROSUNUN 2.AÇIKLAMASI, 27.04.2020:

  • “Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin üçüncü maddesi, cinsel yönelim ve cinsel kimlik temelli ayırımcılığı yasaklamaktadır”,
  • “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesi ayrımcılık yasağını açık olarak düzenlemiştir”,
  • “Yerel mevzuat da nefret söylemi TCK 216. maddesinde açıkça yasal yaptırıma tabi tutulmuştur”,
  • “Her fırsatta saldırılan İstanbul Sözleşmesinin feshi”,
  • “Çağlar öncesine ait” söylem, İslam temelinde dini değerlerle ilgili değildir,
  • “Ankara Barosu tarihinde hiçbir zaman dini değerleri aşağılamadığı gibi, görevi gereği Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin her zaman savunucusu olmuştur.”

İZMİR BAROSUNUN 1. AÇIKLAMASI, 25. 4. 2020:

  • Cuma hutbesinde ki LGBTIQ+’lara resmi evlilik niteliği taşımayan bazı ilişki pratiklerine ve HIV’le yaşayan kişilere yönelik açıklamalar”,
  • “Nefret söylemleri temelinde insan hak ve özgürlükleri ile tarihsel kazanımları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır”,
  • Cinsel yönelime dayalı ayırımcılık da ırka, renge ve kökene dayalı ayırımcılık kadar ciddi bir sorundur”,
  • “Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve kanunlarımız ışığında nefret söylemlerinin cezasız kalmaması gerekir”,

Ankara ve İzmir Barolarının yukarıdaki açıklamalarında tek haklı oldukları nokta, “her türlü cinsel sapkınlığın” (cinsel yönelim) İstanbul Sözleşmesi, Uluslararası sözleşmeler ve AB uyum yasaları kapsamında yasal güvenceye alınmış olmasıdır. Bu, onların yanlış hukuk inşasına ve uygulamalarına karşı çıkmasına mani değildir.

İlgili Baro yönetimleri dahil tüm hukukçulardan, cinsel yönelim kavramsallaşması altında fertleri, aileleri, toplumları ve gelecek nesilleri ifsad edecek bir yaşam tarzına sahip çıkmalarını ya da sessiz kalmalarını değil karşı çıkmalarını beklerdik.

Başkanın, “İslâm zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği (Lût (as.)’un kavminin İĞRENÇ YAŞAM TARZI), eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti.

Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikâhsız hayatın İslâmî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor.

Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.” cümleleri üzerinden fırtına koparmak istemelerinin sebebi nedir?

Başkanın dile getirdiği diğer tehlikelerin tartışılmasını engellemek için mi fırtına kopartılmıştır.

Anlaşılamamaktadır.

Fuhuş ve fuhşun en pis şekli olan eşcinsel yaşamın, eşcinsel hayat felsefesinin,  genel olarak sebebiyet verdiği sonuçlar şunlardır:

  • Bu yaşam tarzını tercih edenlerin, kişisel psikolojileri bozulmakta, ileri yaşlarda ruhsal bunalıma düşmektedirler. Fiziksel cazibelerini kaybettikleri andan itibaren bir kenara atılmaktadırlar, birbirlerini terk etmektedirler.
  • Taşıdıkları hastalık yapıcı virüslerden dolayı kendileri hastalanmaktadır.
  • Taşıdıkları HIV virüsünden dolayı toplumu hem maddi hem de ruhsal / psikolojik olarak olumsuz etkilemektedirler.
  • Hem çocuksuzluktan dolayı hem de taşıdıkları hastalıklardan dolayı nesillerin geleceğini tehlikeye atmaktadırlar.
  • Aile hayatını, aile mefhumunu yıkmaktadırlar.
  • Allah’ın “yasakladığı”, “haram kıldığı”, “pislik olarak nitelediği” bir yaşam tarzının toplumda yaygınlaşması ve ona karşı bir mücadele verilmemesinden dolayı; Allah, toplum üzerindeki rahmetini, bereketini ve korumasını kaldırmaktadır. Toplumda kaos yaygınlaşmakta huzursuzluk ve bereketsizlik artmaktadır.

 

Son kısım Allah’a iman edenler için geçerlidir. Diğerleri aileyi, toplumu, bireyi ve gelecek nesilleri önemseyen herkes için önemli olmalıdır.

Açıklama yapan Barolar, bu sonuçların doğmasını kabul ediyorlar mı?

Eğer bunu kabul ediyorlarsa, “Hukukun anlamı nedir?” sorusunu sormamız gerekmez mi.

Eğer hukuk (yapılan tanımların özeti olarak ifade edersek); toplumun benimseyip içselleştirdiği bir değer sistemi, bir kimlik ve bir kültür ve medeniyetin, sağlıklı sıhhatli yaşanabilir olması için ferdin kendisi, yaratıcısı, ailesi, komşusu, akrabası, toplumu, devleti ve diğer toplumlarla ya da insanlık âlemiyle olan ilişkilerini, toplumsal kimliğe, değer sistemine ve kültür ve medeniyet kodlarına göre düzenleyen güçle donanmış bir kurallar, kaideler ve normlar bütünü ise; Baroların, aileyi, toplumu, mevcut var olan nesli, bireyi ve gelecek nesilleri korumak için hareket etmeleri gerekmez mi?

AB’nin ve ABD’nin aile ve toplumsal yapısının geldiği noktayı  göremiyorlar mı?

Kötülüklerin, çirkinliklerin toplumları ifsad edip çürütmemesi için etkili üç ana kuvvet vardır. Bu tür durumlar ortaya çıktığında birinci aşamada önce değer sistemi, kültür ve medeniyet kodları devreye girer. Birinci aşamada başarısız olunursa ikinci aşamada ahlâk sistemi devreye girer. O da başarı kazanamazsa, üçüncü aşamada hukuk sistemi devreye girer.

Ferdin bizzat kendisini, aile hayatını, toplumu ve gelecek nesilleri tahrip eden zinayı ve onun en pis şekli eşcinsel yaşam tarzını savunmanın anlamı nedir?

LGBTIQ+’nın organize ettiği mitinglerde kullanılan pankartlardaki dil ve söylemlerden, atılan sloganlardan Baro yöneticileri hiç rahatsız olmamakta mıdırlar? Çocuklarının ve torunlarının geleceğini düşünmemekte midirler?

O iğrenç pankartların ve atılan sloganların birer psikolojik şiddet unsuru olduğunu, kin ve nefretle dolu olduğunu göremiyorlar mı?

İzmir Barosunun basın açıklamasında yer alan, “resmi evlilik niteliği taşımayan bazı ilişki pratikleri” kavramsallaştırması / şifrelemesi ile neyi kast etmektedirler?

Bu konuda açıklama yapmaları gerekir. 

“Resmi evlilik niteliği taşımayan bazı ilişki pratikleri” ile muhtemelen kast edilenBir kişinin, cinsel arzusunu, hiçbir kısıtlama olmadan tatmin etme şekli olarak tanımlanan” cinsel yönelimin” her türünü, şeklini meşru görüyor ve savunuyorlar.

Aşağıdaki şekilde “Cinsel yönelim/cinsel özgürlük” kapsam alanı verilmektedir. Şekilde görülen cinsel yönelim şekillerini hayata geçirebilmek ve yasal koruma altına alabilmek için ABD ve AB’de dernekler ve partiler kurulmuş ve mücadele etmektedirler.

Yarın Türkiye’de benzer girişimler olduğunda Baro yönetimleri bunları da insan hakları kapsamında doğal istekler olarak mı göreceklerdir?

Ankara Barosunun “Çağlar öncesine ait”, “Bundan sekiz dokuz nesil önceki büyükleriyle aynı zihinsel ve dogmatik sınırlara sahip olmak” ile ilgili  “suçlayıcı”, “hakaret edici”, “kin ve nefret” dolu köksüz söylemini bir sonraki basın açıklamamızda değerlendireceğiz.

Barolar üzerinden başlatılan bu savaş, bütün bunların tartışılmasına imkân verdiği için sonuç, inşallah hayırlı ve iyi olacaktır.  

Onlar bir tuzak kurdular; Allah’ta onlara bir tuzak kurdu. Kimin tuzağının daha kuvvetli, etkin olduğunu hep beraber göreceğiz:

“[De ki: «Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır.

Şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin ‘geliştirmekte olduğunuz düzenleri’ yazmaktadırlar.»” (10 Yunus 21)

“Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış bir düzen vardır.” (14 İbrahim 46)

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir