BU NE TEZAT BİR HÂL?

0

Mahsur günlerinden kaynaklanan, doğal ve elzem olan kısıtlamaların bir benzerini 23 Nisan kutlamalarında da gördük ve çocuklarımız bu kutlamalara evlerinde çektiği vidolarla iştirak ettiler.

Medyada, özellikle belli kesimin, kutlamaların nasıl yapılacağına dair, halkın sağlığını tehlikeye atacak taleplerine karşın, Devlet Yönetiminin, süre gelen ve birçok alanda uygulanan tedbirler çerçevesinde, bu yıl herkesin kutlamaları evlerinde yapması yönünde aldığı karar oldukça yerindedir.

Başından beri yaşadığımız bu karantina sürecinde, insan sağlığı için alınan yerinde ve başarılı tüm tedbirleri doğru buluyor, arada kaynaklanan bir takım aksamaları da mazur görüyoruz.

Bununla birlikte, bizler bu tedbirlerin doğal olarak devletin tüm erkânına da uygulanacağını düşünmüştük. Lakin 23 Nisan günü ekranlarda karşılaştığımız, Anıtkabir ve TBMM törenlerindeki manzaralar bizleri oldukça şaşırttı. Bir o kadar da düşündürdü!

Milletin, süregelen yaşam tarzının birçoğundan zaruret çerçevesinde feragat ettiği bu hassas dönemde, Devlet Yönetiminin kendi aldığı kararlara uymaması, başta inandırıcılığını yitirmesine, sonrasında ise aldığı kararların sorgulanmasına ve kararlara şüpheyle bakılmasına yol açar.

Milletimiz, toplumun sağlığı açısından, Devlet Yönetiminin aldığı kararlara büyük oranda uymuş, akl-ı selim göstermiş, olaya feraset, basiret ve hikmetle yaklaşarak, insanı önceleyen ve önemseyen inancının, verdiği bir kolaylık olan “zaruret” halini devreye alarak;

Müslüman ümmetin şiarlarından olan;

  • Cuma Namazlarından;
  • Cemaatle Namaz kılmaktan;
  • Umre İbadetinden ve belki süreç uzarsa Hacc İbadetinden ve dini bayramlarından;
  • Rahmetiyle bir muştu olan şu mübarek Ramazan ayında, küçük-büyük, genç-yaşlı, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden, yediden yetmişe ve hangi görüşte olursa olsun istisnasız tüm insanların, kaynaşma ve dayanışma vesilesi gördüğü ve büyük bir şevkle kıldığı Teravih Namazlarından; toplu iftarlardan ve sahurlardan;
  • Özellikle bizim insanımızın, eşine-dostuna, uzak-yakın akrabasına, komşusuna, arkadaşına ve daha ötesi yedi yabacı dahi olsa katılmayı görev bildiği, son vazife olarak gördüğü ve önemsediği Cenaze Namazlarından;
  • Bu toprakların kadim geleneği ve bereket vesilesi olan, komşu, eş-dost, akraba ziyaretlerinden ve hatta bazı durumlarda ana-babaya karşı olan vazifelerinden;
  • Toplumun faydası için çalışmalar ortaya koyan Vakıf, Dernek, Cemaat ve STK’lar mevcut faaliyetlerinden;

İnsanlığın SAĞLIĞI ve SELAMETİ için FERAGAT etmiş, Devlet Yönetiminin aldığı kararları yerinde bulmuş ve harfiyen uymuştur.

Zor zamanlarda ortaya koyduğu, “Devlete ve Millete Zeval Gelmesin” engin ferasetini bu zorlu günlerde de göstermiştir.

Milletin, bunca önemi haiz olan şeylerden feragat etmesine karşın; Devlet Yönetiminin, kendi koyduğu kurallara, üstelik hiçbir geçerli sebep olmadan –ki aksine mücbir sebep ortadayken- uymayıp, Anıtkabir ve TBMM’de törenler düzenlemelerini, ciddi bir çelişki olarak görüyor, bu tezatlı davranışın sebebi hikmetini sorgulamadan edemiyoruz!

Bu durum bize şu ayetleri hatırlatmaktadır:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında gazap konusu olması bakımından büyüdükçe büyüdü/büyük bir suç teşkil etti.” (61Saff Suresi 2-3. ayetler)

“Siz İnsanlara iyiliği emrederken kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa sız kitabı okumaktasınız. Yine de aklınızı başınıza almayacak mısınız?” (2Bakara Suresi 44. ayet)

Umulur ki; bundan sonra, Devlet Yönetimi aldığı kararlara önce kendileri riayet eder, akabinde de Milletten bu kararlara uymasını bekler.

 

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir